Mutfak penceresinden disariya bakiyoruz... Bak yapraklar dokulmeye basladilar bile diyorum, belki degisik renklerde toplayip bana getirirsin birkac tane... Burnunu cekiyor.. Hava cok sicak.. Cok nemli.. Cok yapis yapis... Ama ruzgar var.. Gunes gokyuzunde ama, gokyuzu grimsi...
Anne bu mevsimin adi ne diyor.. Bu mevsimin adi Roma diyorum..

hic bilmeyenlere kolay yemekler... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hic bilmeyenlere kolay yemekler... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şubat 2013 Cuma

BIR ELIN NESI VAR?



Siz bilmem farkinda misiniz yarattiginiz sinerjinin, aslinda ne kadar onemli ne kadar ozel ne kadar guzel bir degisimin bireyleri oldugunuzun?

Ben farkindayim... Hem de cok... Buyuk bir degisim, insanin yapmakta en zorlandigi seylerden birini, beslenme aliskanliklarinizi degistiriyorsunuz... Zor biliyorum... Ama zaten kolay olsaydi, dunyada kilo problemleri pandemi duzeyine gelmezdi, ya da cozmek cok kolay olurdu... zoru basaracaksiniz ve yasantinizda, hem kendiniz hem de sizin yakininizda yasayanlar icin, daha saglikli bir yasam icin kapilari acacaksiniz..

Daha once "komsuda piser" demistik, birbirimize cok guzel tarifler vermistik... Ben fuzyon mutfagini hic sevmem, dolma dedigin dolma gibi yenir, kadayiftan sushi yiyecegime, kadayifin kendisini hem de cevizle yemek isterim filan. Klasik tariflerin degistirilmesine icim ciz eder, Turk mutfaginin ozelliklerini ve guzelliklerini kaybederiz diye korkarim. Onun icin "diyet yemegi" diye yazilan bircok yemegi anlamsiz bulurum.

Bugun harika bir yesil corba tarifi geldi yorumlara, daha once de bir borsh corbasi tarifi almistik... Hadi simdi onerilerinizi bekliyorum. Nasil yemekler kesfedeleim, biz icad edelim, arada hafiflemek istedigimizde yeni tatlar olsun soframizda...

daha once tariflerini yorumlara birakanlar, bu yaziya tekrar yazarlarsa sevinirim.... hepinize Roma'dan sevgiler...

22 Subat 2013 'Roma

2 Kasım 2011 Çarşamba

HIC BILMEYENLERE KOLAY TARIFLER...

Cok iyi yemek pisirebilmeyi cok isterdim...

Ama benim anladigim anlamda iyi yemek pisirmekten bahsediyorum... Yani ayni lezzeti elde ederek, ayni kalorinin yarisini alacak sekilde yemek pisirmeyi… Italya’da bunun icin benim de uyesi oldugum “wellness kitchen” herbiri kendi alanlarinda unlu, cogu Michelin yildizli seflerle calismalar yapiyorlar, ev kadinlari, calisan kadinlar, yanliz yasayanlar ve cocuklar icin ayri ayri kurslar duzenliyorlar, ayni lezzeti farkli malzemelerle yakalayabilmek icin gece gunduz calisiyorlar… Ama yine de oncelik, basit, cabuk, lezzetli, saglikli yemekler pisiribilmekte...

Bizim evde, Italyan-Turk karisik bir yemek kulturu vardir. Ustelik yasadigimiz cok uluslu hayat nedeniyle, arkadaslarimdan ogrendigim, Fransiz usulu somon baligi , Cezair usulu erikli tavuk, Norvec usulu patatesli omlet filan da pisiririm.


Hep hayiflanirim, keske annemden daha cok sey ogrenseydim diye… Federico Turk yemeklerine ozellikle corbalara bayilir, risotto yerine pilavi tercih eder, her cocuk gibi izgara kofte, pilav, patates kizartmasi, ya da buyuk bir dilim margherita pizzaya da asla hayir demez.

Ben evde yalniz oldugum gunlerde, basitin de basiti yemekler yaparim kendime. Iste bu Cumartesi, isten doner donmez, yalnizligi firsat bilip, oyle bir yemek hazirladim kendime… Biraz da yaramazlik yaptim, firsattan istifade…

KARAMELIZE PORTAKAL KABUKLU ve SOGANLI BONFILE






Yagsiz tavada 2 tatli kasigi sekeri eritin. (cok cabuk yanar, dikkat edin)

Cok ince dogradiginiz portakal kabuklarini, hizla karamelize edin (ben dogal tadini cok sevdigim icin, suda bekletmem, secim size kalmis) Karamelize portakal kabugu, brokkoli corbasina da cok yakisiyor, iki uc tel halinde koyunca, goruntusu de cok guzel oluyor.

Portakallari kenara alip, ayni tavada halka halka kestiginiz beyaz soganlari da karamelize edin.

Soganlari da kenara aldiktan sonra, bonfileyi pisirin, portakalin suyunu piserken uzerine ekleyin. Ben cok az, zahter koyuyorum ete, cok hosuma gidiyor.

Ayri bir yerde, brokkolileri ya da istediginiz herhangi bir sebzeyi haslayin.

Cekirdek hardali, biraz cevizle karistirip tabagin yaninda servis yapin.

Ekmek yerine haslanmis patates ile de servis yapabilirsiniz, ben ikisini de yemedim.

FIRINDA KOLAY ELMA TATLISI

Bir buyuk elmanin icini oyun. Kabuklarini cizgili olarak soyun.


Elmanin icini, bir bucuk tatli kasigi seker, ceviz ve kuru uzumle doldurun , cok az su ilavesiyle firinda ustu kapali olarak pisirin.


Elmanin uzerini hafifce kizartin, varsa icine krem santi ya da biraz muhallebi koyarak servis yapabilirsiniz.


Ben ilik yemegi seviyorum… Ama siz soguk servis yapin, daha guzel oluyor.

Afiyet olsun…

2 Kasim 2011’Roma

24 Kasım 2010 Çarşamba

YETER MI DIYORSUNUZ?




Sag taraftaki konuklara bakinca, bu konuda hic konusmamam gerekiyormus gibi geliyor onceleri...

Sag taraftakiler, orda olup olmamalari umurlarinda olmasa bile, izinler istenmis, lutfedilmis kabul edilmis, buradalar...

kimi Ida Dag’indaki altarinda bir bulutun arkasina gizlenmis Zeus’a adanacak lezzette yemekler pisiriyor,

kimi alcakgonullu, kendi halinde bir baba, kizina yemek begendirmeye ugrasirmis gibi dururken, yemegin hayata karistigi bir de kitap yaziyor,

kimi kitaplari coktan yazmis, gazete koselerinde bas taci edilmis, lezzet duraklarina seyahat etmis bir yemek kulturu arastirmacisi,

kiminin kurdugu masalar, sectigi renkler, sunumlar, kendine ait tarifler binbir gece masallarindaki gibi, guzel, ozel ve farkli,

kimi hayatin bir donemine nokta koymus ama hemen arkasindan bir unlemle yola devam eden, bir kitap tutkunu, tutkulu, duygulu bir genc kadin sef ,

kimi hic oyle onemsemezmis gibi, cok siradan bir ismis gibi, onu bizzt bizzt bunu kirt kirt diye cekip cevirip, sonra dunyaya “siz kendinizi kereviz pisirdiniz mi sandiniz bugune kadar ?” diye hodr-i meydan okuyor

kimi artik yasamini bu yone dogru cevirmis, hakli bir sekilde ùnù hergecen gùn artan bir yemek ve yemek fotografi ustasi,

hic konusmayani bile ya yogurt , ya tahinli kurabiye tarifi veriyor, ya da oturup ekmek pisiriyor ve ben de varim diyor –ken- sana susmak duser diyorsunuz degil mi?

Bizim kulvarlarimiz aykiri diyorum soranlara...

Ben “hic bilmeyenlere” tarif veriyorum, baslangic kurundayim, yani hani arabasinin camina “PRINCIPIANTI” yazilan yeni ehliyet almislar gibi, yemege cagrildiginizda evden hic degilse bir corba icip gitmeniz gerekenler grubuna dahil-(mis)-im, onun icin cesaretle konusuyorum, diyorum...

Ama “AVANZATI” kurundakilere muthissiniz demek bile zor... Hic farkimda degilmis gibi yapiyorlar, pisirdigim bir makarnali fasulyeye, bir de somon'a Cafe Fernando yorum yaziyor, hepsi hepsi orada kaliyor... Kulvarlarimiz farkli diye, sinirlari fosforlu kalemle ciziyorlar...

Iclerinden biri, hem de encok keyifle okuduklarimdan biri, hani kedisi olan, hani bizzzt bizzztci, bana soyle bir bakip, yorumuma cevap olarak “yani hala annenin usulu pisiriyorsun baligi, oyle mi ?” diyor...

Hani sesini duysam, neredeyse aciyarak soyledi diyecegim.... Onun degisik degisik tuzlari, yok cok ozel otlari, ordan burdan alinma enva-i cesit malzemesi var... Uzuldugume biraz uzulup, “tabii senin cok vaktin olmuyordur farkli seyler bulmaya” diyor, yarim yamalak gònlùmù aliyor... Ama artik karizma yerlere serilmis bir kere, kaldir kaldirabilirsen...

Ben baligi annem usulu pisirmeye devam ediyorum etmesine de, keske herseyi annem kadar pisirebilsem diyorum dudagimi bùzerek...

Keske...

Onun eli neye deyse tat gelir, hep soylerim agac kabuguna bile lezzet katmayi bilir benim annem,

O zaman demek ki benim de genlerimde vardir iyi yemek pisirmek, o zaman “AVANZATI” grubuna on secimsiz olarak adayligimi koyuyorum ve kendimi carsilara atiyorum...

Kuzgun karasi Venere princleri, strozzapreti el yapimi makarnalar, (rahip bogan demektir, biz imami bayiltiriz, onlar da rahip boguyorlar iste) capperi ve ancuez ile salamura edilmis, Calabria’nin kuru sicak gunesinde kurutulmus domatesler, karnabahar, lahana ve havucla birlikte harmanlanmis karisik Gaeta zeytinleri... Elim kolum dolu dolu donuyorum eve...

Federico’ya istek uzerine “annemin usulu sehriye corbasi”, istekte bulunmayanlar icin de ayvali, siyah erikli, bulgurlu zeytinyagli pirasa pisiriyorum... Ayvalari, havuclari soyle bir soteledikten hemen sonra, erikleri ise pirasayla birlikte ekliyorum tencereye... Gerisi, zeytinyagli pirasa nasil piserse oyle pisiyor iste...

Atesten almadan once de, bir portakalin suyunu ekliyorum, posasini da kendim yiyorum...

Bakiyorum da, tam istedigim gibi, beyaz, koyu yesil, acik yesil, turuncu, bordo, sari, renklerde, tatlisini glukozdan degil fruktozdan alan, icine limon degil portakal konulmus, bulgurla taclanmis nefis bir yemek cikiyor ortaya... Ben pirasalari buyuk dogranmis severim, siz nasil isterseniz oyle dograrsiniz artik...

Bizim zeytinyagimiz, babannemizin kardesi Ottavio dayimizin zeytinliklerinin senelik urunudur... Yemek icin degil, icmek icin kullanasi gelir insanin... Rengine, kokusuna, dokusuna doyamazsiniz... Ben, principiante (acemilik) gunlerimden beri, zeytinyaginin cig kullandigim kismini buzdolabinda, koyu renk sisede saklarim, bir sisesini de, “olio santo” olarak hazirlarim... Babannenin formulune gore 5-6 Calabria aci biberi ile hazirlanmis bu “aziz yagin” icine bir dis kabuklu sarmisak, ve bir dal biberiye de koyarim... Sarimsaklari 15 gunden fazla tutmam ama...

Soyleyeceklerim bu kadar...

Bu yazi elbetteki sag tarafa duyulan kiskancliktan ortaya cikmis bir yazi olarak ta algilanabilir, hem olio santo, hem de degisik bir pirasa tarifinin verildigi bir yazi olarak ta...

Hatta belki bir bas kaldiri, belki bir meydan okuma yazisi bile olabilir “veteran” guruba karsi...

Sizi umursamayan yel degirmenlerine ne kadar ruzgar yapabilirseniz artik...

Ama iste hicbiri degil...


Bu yazi bana, “Mehtap Ablacim, ilk defa kiz arkadasim yemege gelecek, ben ona ne pisireyim ? “ diyen, universite ogrencisi bir genc cocuk icin yazilmistir... Van'da ogrencidir, umut yukludur, genc kalbi ceylan gozlu bir kiz icin yanip tutusmaktadir bugunlerde... Ve de nedense butun bunlari paylasmak icin 4000 km uzaktaki beni secmistir "ablacim" olarak...

Ne pisirecek bilmiyorum...

Ama ona cok az kisinin bildigi bir sarkinin adini verecegim, yemek tarifi yerine... Roberto Benigni hem yazmis, hem soylemis... Benim hic tartismasiz en cok sevdigim sarkidir...


QUANTO TI HO AMATO... (seni ne kadar sevdim)


Bana nasilsin diye sorsaydin
Bana seni dusunup dusunmedigimi sorsaydin
Bildigin gibi derdim..
Ama soluk alamadan konusuyorum...
...
...
Konusmuyorum... Konusmuyorum ve sonra ùzùlùyorum...

Seni ne kadar sevdim, ne kadar seviyorum bilmiyorsun...
Bilmiyorsun cunku hic soylemedim..
Sana hic soylemedim, hic soylemem...
Sessiz kalsam da, sen anlarsin...

Bana ne yapiyoruz diye sorsaydin, nereye gidiyoruz diye,
Ruzgarin goturdugu yere derdim,
Bulutlar nakis isliyorlar, basimda firtinalar kopuyor,
Gizli gokyuzu sensin , kelimelerin arasindan kaybolan

Seni ne kadar sevdim, ne kadar seviyorum bilmiyorsun...
Sana hic soylemedim, hic soylemeyecegim...
Askta sozler degil, muzik cunki aslinda konusan...

Siz sadece yemek pisirmek yeter mi diyorsunuz... ?

Yetiyordur yetmesine de, biz daha o konuya gelmedik... Onu sag taraftaki veteranlara soracaksiniz artik...

24 Kasim 2010'Roma

19 Temmuz 2010 Pazartesi

YEMEK TE YAPARIM, KARIYER DE :-))


Ben bu isin bu kadar uzun surecegini, ustelik tam da bu gunlerde sehrin dort bir yaninda yapilacak isler olacagini, ve tam o sirada Roma’da havanin delirip 40 °C’lere vuracagini bilseydim, sivri tirnaklarina mavi yaldizlar surmus trafik polisine oyle donuk donuk, tepeden tepeden, “al istersen ehliyetimi de, ne olacak ki yani” havasinda bakar, hemen bir araba kiralayalim diyen Antonio’ya “bosver simdi, bir de onun islemleri girmesin araya” dermiydim hic...?
Muhtemelen derdim de...
.
Na’palim gecti iste 10 gun...
.
O arada calistigim yere arabasiz ulasmanin zorlugunu anlamis oldum, cok guzel bir ekmek firini kesfettim, metronun cikisinda harika kahveler yapan baska bir barim oldu, metroda 3 degisik gazete dagitildigini, bu sicak gunlerde gunde 70.000 sise suyun gelene gecene armagan edildigini filan ogrendim... Bir de, ne kadar araba bagimlisi oldugumu ve cantamin ben Mary Poppins olmadigima gore ne kadar gereksiz buyuk ve ne kadar gereksiz ivir zivirla dolu oldugunu da...
.
Siz kotu haftada ne yapacaginizi ogrenmek icin beklerken, ben sizden biraz daha onde oldugum icin, bu donemi 4 kilo vererek kapattigimi soyleyeyim... Cook yavas yavas alinmis 4 kiloydu, aslinda olcumlere gore fazla kilo sinifina girmediklerinden, verilmesi daha zor olan kilolardandi, ama iste iyi hafta-kotu hafta derken hic zahmetsiz verdim gittiler... Aslinda bu vesileyle, uyku ve kahvalti duzeni dahil cok seyi yoluna koydum, 1 ay oncesinden duzenli yemek yemege, ara ogunlere, iyi uyumaya basladim sonra da metabolizmami biraz sarstim diyelim...
.

Kotu haftaya gelince, guzel ve her zamanki gibi degisik secimlerle kahvaltinizi yapiyorsunuz, ara ogun yine sadece sabah ama biskuvi, ceviz-badem seceneginiz yok, yogurt ve meyve yiyorsunuz, oglen yemegi de dahil olmak uzere, ekmek, pilav, makarna, patates, borek, tost filan yemiyorsunuz. Mutlaka protein de iceren bir sebze yemegi (etli fasulye gibi, ama etli dolma degil ornegin) ya da izgara et, izgara balik yiyorsunuz yanindaki sebze garniturunu hergun degistiriyorsunuz ve her zamanki gibi yaklasik 1 kasik zeytin yagi ile pisiriyorsunuz yemeklerinizi.
.
Aclik duygusunun olmamasi gerekir, varsa almaniz gerekenin altinda protein aldiginiz icin olma olasiligi yuksektir...
.
Ben 2 iyi, 1 kotu haftayi yeterli buluyorum. Sonra yavas yavas once oglen ogunlerine sonra da abartmamak kaydi ile aksam ogunlerine karbonhidrat eklemeye baslayabiliriz...
.
Aksam yemeklerinde karbonhidrat alimini enaz duzeye indirmek aslinda kilo korumak icin de uygun bir yontem. Yemeyin demiyorum, dikkatli yiyin diyorum. Eger pilav varsa, corbanizi ekmeksiz yiyin ornegin. Eger cok fazla yediginiz bir gun gecirdiyseniz, sakin sucluluk duymayin, sonrasindaki iki gun, kotu haftanin kuralini uygulayin... Yani guzel bir kahvalti, oglen ve aksam karbonhidrat yok...
.
Bu arada su icmeyi ve ne kadar olursa olsun hareket etmeyi ihmal etmeyin...
.
Bugune kadar bu blogda soylediklerimin hicbiri ozellikle zayiflamak icin verilen diyet ornekleri degildir. Onlar kisiye ozel hazirlanir, pek cok faktorun goz onune alinmasi gerekir, daha rijid donemlere gereksinim duyabilir. Ama sizler sadece aldiginizla harcadiginizi dengeleyerek, beslenme tarzinizi biraz duzene sokarak, kendiniz ve yakininizdaki herkes icin cok akllica bir secim yaptiniz, ustune ustluk bir de zayifladiniz...
.

Guzel yemek pisirmeyi bilmek, “fit” gorunmeye engel degil... Hele yiyip-icmekten keyif almaya hic mi engel degil...
.
Isin sirri dengede...
.
P.S: Yemeklerin hepsini ben pisirdim... Yarmali ayran asi bizim evde kisin sicak, yazin soguk icilir, ben yarmayi buharda pisirdim...
.
Karniyarigin tarifi annemden, fazladan bir tek sarimsak koydum, Cafe Fernando’nun tarifinden alip... Bir de annem son yillarda kizartmiyor patlicanlari –ben kiziyormusum-.. Ben bu seferlik soyle bir hizla cevirdim yagda...
.
Fransiz usulu, fasulyeli mantarin tarifi de annemden...
Cok lezzetlidir gercekten, ama yok istemem derseniz, Turk usulu zeytinyagli fasulye pisiririm... Soganlari biraz buyuk dogranmis aceleden ama tadi guzeldir... Cok beklenmedik bir anda gelenlere de hicbirsey bulamasam, sarisi dagilmamis yagda yumurta, ya da soya filizli salata yaparim...
.
Yani o kadar yemek blogu yapamam, ama yine de ac birakmam kimseyi...
.
Ustelik, Puglia’li bir babaannenin, torununun annesinden, “hani o senin sade risottondan pisirsen bugun” (pilavdir kendisi) ya da “ bu corbayi yapiyorum ama seninki kadar guzel olmuyor bir turlu” (kars usulu, tavuk corbasi) demesi o kadar da siradan birsey degildir...
Babannedir, Italyandir, 3 erkek cocuk annesidir ve Pugliali’dir...
.
Bilmem mesajim yerine ulasti mi...?
.
.
P.S2: Giusy Ferrero sizin icin "yaz" sarkisini soyluyor...

19 Temmuz 2010’Roma

9 Temmuz 2010 Cuma

PASSO PER PASSO*...

Yagmur geliyor, hazir olun diyorum annemlere messengerde... Hic sasmiyor, 24 saat sonra Istanbul’a, 36 saat sonra annemlere ulasiyor Roma’da ne hava varsa... Gelsin diyor annem, her zamanki olumlu haliyle...

“Ne yediniz...?” diye soruyorum... “Cok guzel bir yer acilmis, iki gundur orada yiyoruz, sahipleri Van’lilarmis, sen gelince gelecegiz tekrar mutlaka” diyor annem... Babam, bana okumak uzere bir brosur almis... Her kahvalti menusu, ayri bir cicek ismi... Butun sevdigim seyler var... Kete, su boregi, kavut, otlu peynir, sigara boregi, balli ilitme, murtua, peynirli pide...”

Sonra annem, “sana cig kofte de yaptiracagiz, ozel siparis” diyor... Yillardir yemiyorum, gercekten cok seviyorum ama denk gelmiyor... “Valla ben hazirim” diyorum...

Federico, babasiyla kucuk bir tatil yapiyor... Yalnizim bu gunlerde... Zaten son aylarda hic yedigimin ictigimin hesabini tutmuyorum, hele son gunlerde iyice yaramazlik yapiyorum... Linda ile SAS’in restoraninda aksam keyifleri, yok Unita’nin panayirinda bira-cakma kumpirler, yok sekerci tezgahlari, Can ve Can ile lahmacun yemeler, Roberta ile cin borekleri, yumurtali princ pilavlari, Alberto ile parca pizzali oglen yemekleri filan... Kilo almiyorum ama bu elbette simdilik... Aslinda bazi kucuk sirlarim var tabii...

Benimle birlikte beslenme aliskanliklarini degistirip kilo verenlerin hemen tamaminin basina geldi... Yaklasik 1 yil sonra, artik kilo verilmemeye basliyor ve bu genellikle 10 kilo verdikten sonra oluyor...
Benim kilo fazlam yok ama yine de metabolizmami kontrol etmek icin uyguladigim kucuk sirlar var... Genellikle 1 ay sureyle uygularim ve hayatimda hic bir ozel degisiklik yapmama da gerek olmaz...



Iste annemlerle konustuktan sonra, bu hafta Federico’nun yoklugunu da firsat bilip bu yontemi uygulamaya karar veriyorum...

“Acaba en cok ne yemegi ozlerim ?” sorusuyla basliyorum, cogunuza sordugum gibi... Cevabim kizarmis barbun... Bizim evde balik cok piser ama Federico barbun'un yuzune bile bakmaz, balik diye bir tek levregi tanir, Antonio’ya yemesi zor gelir, bizim evde pek kizartma –hatta hic- yapilmaz ama ben cok severim...

Once renkli bir salata hazirliyorum...

Domates, radicchio (bir cesit kirmizi marul ama filizi yeniyor sadece), maydanoz, roka, kirmizi soganla koyuyorum...
.
Gecen hafta Filistin’li bir hastamin getirdigi zahtere (kutuda zathar yaziyor ve icinde susam, yabani kekik ve sumak oldugunu da nihayet ogreniyorum bu vesileyle),

bir kasik Dijon Maille cekirdek hardal (daha iyisini bilen varsa yazsin ama bence yok),
.
bir kasik zeytin yagi,
.
bir kac damla balzamik,
.
bir kac damla uzum sirkesi,
.
bir cay kasigi susam
koyuyorum...
.
Ekmek banip yenecek kadar lezzetli bir sos oluyor...
.
Baliklari iyice kuruluyorum...
.
Bol kizartma yagini, celik tavada yakmadan, kizdiriyorum
(iyi kizartma yapmanin sirri, iyi yag kullanmak, dogru tava secmek, kizartilacak besini asla soguk veya islak olarak tavaya koyup, yagin kizginligini azaltmamaktir) ...
.
Baliklari hafifce una buluyorum...
.
Barbun hassas bir baliktir, cabuk parcalanir. Onun icin sadece bir kez cevirerek kizartiyorum...
.
Once kagit havlunun uzerine, sonra servis tabagina aliyorum...
.
En sevdigim ekmek olan Napoli somun ekmeginden iki dilim cikartiyorum... Ekmek iki dilim gibi gozukuyor ama aslinda hepsi hepsi 35 gram...
.
Kendi kendime “elime saglik” diyorum...
.
Yarindan itibaren, “passo per passo” yani adim adim paylasacagim yaptiklarimi, soylemeden anlatacagim ne yapmaniz gerektigini...
.
Hic zorlanmayacagiz ve uzerimizden biraz yuk atacagiz...
Isterseniz tabii...
.
P.S1: Liga Bue'nin sarkisinin keyfini cikartin... "verdim gitti" diyor, kolay tavsiyeleri, hayal kiriklarini, iyi yapmayi bildigim yanlislari, yalnizliklari... Iki karton kutuya sigdi hepsi..
Burcu icin sectim bu sarkiyi...
.
P.S2. Linda'yi ve fotografimizin neden boyle puslu oldugunu ayrica anlatacagim... Gulecegiz birlikte
.

9 Temmuz 2010’Roma

17 Mart 2009 Salı

SPAGHETTI CON LE VONGOLE (MIDYELI SPAGETTI)

Sevgili Kara Kalem, hem Turkiye’de cok bilinmeyen, hem sebzeli olmayan hem de spagetti ile yapilan bir makarna tarifi istemis benden..

Tam da az karbonhidrat, cok sebze tuketin dedigim su gunlerde.. Ama benim diyet anlayisim cesitlilik uzerine kurulduguna gore, hicbir besin zararli ya da yasak sinifina konulmadigina gore, benim italyan arkadaslarimdan bile istek aldigim, midyeli spagetti tarifinde karar kildik birlikte..

Aslinda, klasik Italyanlar bu yemegi spagetti ile degil, onun biraz yassi tipi olan “vermicelli” makarnasi ile yaparlar. Merakliysaniz, soyle bir arama yapin internette.. Kac cesit, kac numara spagetti olduguna, vermicellinin butunune, yarimina, bucatini adi verilen ortasi delik spagettinin hangi sosa uygun olduguna bakin biraz.. Bu isin sakasi yok.. Istek uzerine, artik bilenler sinifina terfi etmis bir Turk’ten, onun nefis diye tanimladigi bir tarif alacaksiniz..

Siz, orta boy bir spagetti secin derim ben.. bugunden, bu andan baslayarak ta, makarnayi sudan gecirmek gibi bir aliskanliginiz oldugunu unutun.. Makarna yenecegi kadar pisirilir, suyu suzulur ve sosuyla karistirilir. Ayrica hamurlasacak kadar cok degil, “al dente” yani dise dokunacak dirilikte birakilir. 100 gr makarna icin, yaklasik 1 litre su konur ve 1 kasik ta iri mutfak tuzu atilir. Sonradan tuz eklenmez.

Gelelim tarife..
250 gr spagetti (1 yetiskin yaklasik 70 gr. yer, istahli bir yetiskin 100-120 grami bulur. Abartmayin ki tadi damaginizda kalsin, tekrar pisirmenizi istesinler)
750 gr. Midye (Fotograftakilerden)
2 dis sarimsak
3 yemek kasigi z.yagi
Yarim kahve fincani beyaz sarap (arzuya bagli)
Kabuklari soyulmus, cekirdekleri cikartilmis, kup kup dogranmis 2 olgun domates
2 tane kirmizi aci biber veya pul biber
Cok ince kiyilmis maydanoz.

Midyeler, 3-4 saat oncesinden soguk suya konur. İcleri acilmis, ya da kirik olanlar ayiklanip atilir. Ara ara sulari degistirilir. Bu islem oldukca onemlidir. Cunku isin ucunda kumlu spagetti pisirmek te vardir ki, inanin hic hosunuza gitmez.. Su degistirirken midyeler ustten alnip suzgece konur, sonra su bosaltilir.
Celik bir sahana 1 kasik z.yagi ve 1 adet, bir kac parcaya bolunmus sarimsak konur. Kabuklari iyice yikanmis midyeler eklenir. Orta dereceli ateste, kabuklar acilincaya kadar pisirilir. (midyeler cok cabuk piser).
Bu arada derin ve buyuk tencerede, makarnanin suyu da kaynatilir.

Midyelerin icleri cikartilir. 10-15 tane midye kabugu ile birakilir. Midyelerin biraktigi su, mumkunse temiz bir tulbentten suzulur ve kenara ayrilir. Degilse, cam bir bardaga konur. Kum iyice dibe cokene kadar kadar beklenir. Dikkatlice ust kisimdaki pisme suyu alinir.

Misafirler masaya davet edilir. Bu andan itibaren hazirlanma suremiz spagettinin pisme suresi olan 12-13 dakikadir. Yine de makarnayi tatmadan suzmeyin derim ben. Olur da al dente kivami, sizde cig makarna etkisi yapabilir..

Iki kasik zeytinyagi, 2 sarimsak (kucuk kucuk dogranmis) ve domatesler celik tencereye konur. Domatesler hafif yumusayinca, midyeler eklenir. Makarnanin suyundan 3-4 kasik, ve midyelerden daha once filtre edilen su tencereye alinir. Birbirlerine iyice karistiklarinda arzuya gore ates hafif acilir ve beyaz sarap eklenip buharlastirilir.
Spagettiler, pismelerine yakin suzulur ve midyelerin uzerine eklenir. Pul biber konur. Biraz daha pisirilip sosla iyice karismalari saglanir. İnce kiyilmis maydanoz eklenir. Tencerenin alti kapatilir. Buyuk bir servis tabagina alinip, taze cekilmis kara biber ilave edilir ve dumani ustundeyken servis yapilir.

Bu makarnayi bir de domatessiz de deneyebilirsiniz.. Onda midye tadi daha belirgindir. Ben Salerno’da icine kucuk parcalar halinde siyah zeytin konulmusunu da yemistim.. O da cok lezzetliydi..

Ayni pisirme usuluyle, icine karides, siyah midyelerden, her turlu deniz mahsulu ekleyerek de pisirebilirsiniz..

Sevgili Kara Kalem, umarim begenirsiniz.. Degilse somon baligini cok seven NuNu icin somonlu makarna tarifi yazacagim.. Bir de onu denersiniz..

Afiyet olsun..


17 Mart 2009’Roma

11 Mart 2009 Çarşamba

ROMA USULU ENGINAR (CARCIOFI ALLA ROMANA)

Niyetim, artik oglen yemegi ve aksam yemegi ile ilgili bilgileri vermek ve genel anlamda, size anlatmaya calistigim Italyan-Akdeniz diyetinin, su anda internette de cok bulunan, Akdeniz diyetinden hangi konularda ayrildigini anlatmakti aslinda..

Ustelik bu isin uzmani olarak, benim de kendime ait bir gorusum ve uyguladigim bazi ufak sirlar var size verecegim..

Araya guzel seyler girdi, cok yogun bir donem yasiyorum ama bu “ara” size kahvalti ve gunun ilk ara ogununu uygulama firsati vermistir umarim..


Bugun cok cabuk yapabileceginiz, lezzetli ve saglikli bir enginar tarifi vermek istiyorum.. Enginar, cok lezzetli, bir o kadar da yararli bir besin.. Denemeye deger.. Tijen’in blogundaki "Yasasin enginar !"yazisina da bir goz atin derim bu arada..

Aslinda bazi Romalilara gore, asil Roma usulu enginar; yumurtaya bulanip, kizartilarak yapilan.. Ama benim hic tarzim degil.. O nedenle, belki benim yapmadigim bir menude varsa yerim, 40 yilda bir, degilse ne kendime ne de enginara boyle bir haksizlik yaparim.. Bizim babaannemiz Diana da, enginarla bol permesanli ve eritme peynirli, cok lezzetli ve bir o kadar da kalori bombasi olan bir omlet yapar.. gercekten lezzetlidir ama, babaanenin gelisinde yenecek ve o yokken yapmaya tesebbus edilmeyecek kadar coktur kalorisi..

Iste tarif;

Kucuk ve ince tip enginarlari uclarindan kesin..

Sert yapraklarini ayiklayin..

Saplarini uzunca birakip, ortalarindan uzunlamasina ikiye bolun. (butun olarak da birakip, icine dogrudan sarimsak, mentuccia veya maydanoz da koyabilirsiniz..)

Ortalarindaki tuylu kismi temizleyip, limonlu buzlu suya koyun..

Yayvan bir celik tencereye enginarlari dizin..

Her yarim enginara 1 tatli kasigi olacak kadar sizma zeytin yagi, tuz, sarimsak, bulabiliyorsaniz mentuccia (bir cesit limon tatli nane) ya da maydanoz ile bir kahve fincani su ile kisik ateste, enginarlar yumusayincaya kadar pisirin.. Ben cok az beyaz sarap ta eklerim..

Ilik olarak servis yapin.. uzerine taze cekilmis kara biber eklemek se sizin damak zevkinize kalmis..

Hepsi bu..

Enginarlar, buyuk canaklar cikartilabilecek olan tiptelerse, tabii ki, patatesli, bezelyeli havuclu harc ile o muhtesem gorunuslu yemegi de yapabilirsiniz.. Ya da baklali enginar da cok lezzetlidir..
Roma usulu enginar ise, kalorisi cok daha az, enginari enginar olarak yiyeceginiz bir tariftir. Yanina bir parca izgara et ile harika bir oglen ya da aksam yemegi olabilir.


Enginariniz yoksa, yarin oglen yemegi icin cok renkli bir salata, kucuk bir izgara balik ya da bir parca tavuk ile yine saglikli bir ogun hazirlayabilirsiniz..
(gram vermek cok anlamsiz olur, kilolarinizi bilmiyorum)

Benim salatamda roka, radicchio, havuc, elma, maydanoz, iceberg marulu, haslanmis bugday var iki kasik.. onun icin ekmek yemedim..

Afiyet olsun..

*
P.S: Cafefernando benim somon tarifime ovgu yazdigindan beri, kendimi “hic bilmeyenler” grubuna dahil etmiyorum.. :-))

Ama tariflerim, basitliklerine ve kolayliklarina bakilinca, hala siz “hic bilmeyenler icin” olmaya devam edecek..

P.S2: Benim enginarlarim zeytinyaginda yuzuyor gibi duruyorlar. Servis tabagim, bu yaz aldigim bir Pasabahce tabak ve alti cok duz. Onun icin oyle cikmis.. zeytinyagi olcum, yazdigim gibidir..

P.S3: Harika bir sarki eslik ediyor bugun oglen yemeginize.. "Bana yaz" diyor Pausini.. "Ruzgar, agaclari ciplak biraktiginda, digerleri sinemaya gittiginde.. Sen bana yaz.. Sakin beni unutma"

*

12 Mart 2009'Roma

15 Şubat 2009 Pazar

SIZ KALBINIZE IYI BAKIN...


Sevgili hic bilmeyenler..


Umarim somon baligini denemis ve ilk yemek sinavinizi basari ile vermissinizdir.. Degilse de uzulmeyin.. Ben ne disi misler gibi pismis, icinden akarsular gecen keklerin yaraticisiyim bilseniz.. Butun denemelerim sonuccuz kalinca yine de yilmamis, ve ben kek borek degil, ana yemek ustasiyim deyip, yonumu cevirmisimdir.. Hani ne kadar usta olduguma gelince, bu unvani “hic bilmeyenelere ogretilecek, kolay ana yemekler” diye duzeltmem gerekiyor..

Balik yemek gerekli.. Baligi iyi secmek, mevsiminde almak, iyi pisirmek gerekiyor.. Herseyden once cocuklarin sinir sistemi gelisimi icin fosfor, bizim icinse omega-3 acisindan.. Yani kalbimiz icin..

Son yillardaki bilimsel yayinlar, buyuk baliklarin ozellikle cok temiz olmayan denizlerden avlandilarsa yuksek oranda civa (Hg) icerdigi, bunun da beyin hucrelerinde birikerek Alzheimer hastaliginin olusumuna yol acabilecegi yonunde bilgiler veriyorlar.. Aslinda yedigimiz hicbirseyden emin olamiyacagimiz bir cagda yasiyoruz.. Ben baligin, ozellikle cocuk olan evlerde haftada iki kez sofrada olmasi gerektigini dusunuyorum.. O nedenle guvenilir bir balikci edinmekte fayda var.. Cunku iyi malzeme olmadan guzel hicbirsey pisirilmez bence..

Vegeteryan veya vegan (bu cok zor bir secim olsa da) anne babalar ise, cocuklarini nasil saglikli besleyecekleri konusunda yeterince bilgi ediniyorlardir mutlaka..

Bugun yine balik pisirecegiz.. Yine guzel bir sofra kuracagiz.. konuk cagiracaksak, birgun onceden masa ortumuzu, pecetelerimizi, mumlarimizi kontrol edecegiz.. Biz genc, dinamik ve sade bir masa kuracagimiz icin, cok yuksek ayakli kadehler, servisimizi zorlastiracak, pullar boncuklar filan serpmeyecegiz.. Servis kasiklarini, surahimizi, yedek tabaklari masanin disinda bir sehpanin uzerinde hazirlayacagiz.. Abartmadan, sade ama goze hos gorunen bir sofra kuracagiz.. cok fazla cesit yapmayacagiz.. Ekmegi mutlaka taze alacagiz.. Ince ince dilimleyecegiz.. Ya da cevizli, hashasli ekmek filan bulabiliyorsak, guzel bir karisik ekmek tabagi hazirlayacagiz…

Balik icin ben cernia filetosu kullandim (bunun orfoz baligi oldugunu, Fatih yazi yayinlandiktan sonra soyledi, ben arayip bulamamistim ismini).. Siz hangi baligi buluyorsaniz onu kullanin.. yagli ve kalin bir balik olursa lezzeti daha guzel olur..
Bize gerekenler genel kuralimiza uygun olarak, degisik renklerdeki besin gruplari.. Yani maydanoz ve defne (yesil), sogan (mor), domates (kirmizi), patates ve greyfurt (sari), sarimsak (beyaz).. Karabiber degirmeni herzamanki gibi elinizin altinda olmali.. Bir de kimyon..

Hazirmisiniz..?
Soganlari kalin kalin halkalar halinde dograyip, en kalin tabanli celik sahanin altina muntazam olarak dizin.. Mor sogan secimi, yemegin suyunu eflatun bir goruntu veriyor.. Hosunuza gitmeyebilir.. O zaman istediginiz baska bir cesit sogan kullanin..

Uzerinde biraz zeytin yagi gezdirin.. Cok hafif tuz koyun.. Uzerlerine yine halka halka kesilmis patatesleri dizin ve biraz tuz, karabiber ekleyip, yumusayincaya kadar kisik ateste pisirin.. Sahaniniz kalin tabanli ise, su ilave etmeye gerek kalmaz. Degilse cok az ama cok az su koyun.

Patatesler pisince, uzerine balik filetosunu porsiyonlara bolup yerlestirin.. Kucuk domatesler, iki dis sarimsak (butun olarak), bolca maydanoz (kiymadan, saplariyla koyun, esas guzel koku saplarda oluyor cunku), 3-4 defne yapragi, iki-3 dilim greyfurt ile birlikte yine agir ateste pisirin.. Pismeye yakin, son bir klas dokunus olarak, cok az ama cok az kimyon serpin (hatta serpmeyin de, serptiginizi dusunun, o kadar az olacak yani..).. Isterseniz piserken 3-4 tane cekirdegi cikartilmis zeytin de koyabilirsiniz..

Renkli salatanizi hazirlayin.. ben bu sefer degisiklik olsun diye soya filizi koydum.. sos olarak, balikta kullandigim greyfurtun suyunu, yine balsamik sirke, zeytin yagi ve karabiber koydum..




Yakin arkadaslariniz ile birlikteyseniz, yemegin suyuna ekmek banmak serbest.. Degilse mutfakta kendiniz icin bir dilim ekmek birakin.. Soylemedi demeyin sonra..

Bu arada unutmayin, iyi yemek pisirmek bir ayricaliktir.. Beraberce ogrenecegiz.. yemek pisirmekten, misafir agirlamaktan mutlu olacagiz.. Onun icin Jovanotti size, "anne bak, nasil da egleniyorum diyor"

Egleniyor musunuz?

Biliyordum.. iyi oyleyse..


Afiyet olsun..

11 Şubat 2009 Çarşamba

HAZIR ORTADA KIMSELER YOKKEN...



Ben bu isi en son yapacak olanlardanim biliyorum..

Ama sevgili blog komsularim, bakmadan gecmediklerimden “Ilahi Tatlar” bizi kabakli kisle birakti birakali,

sevgili “Babis’e Yemekler” once Oscar Wild ile yuregimize bir gul dikeni batirip, sonra, “beni hep kizlar okuyor, gidiyorum” deyip yerini firtinadan onceki aslana terk etti edeli (Yunus’la huzunlu bir donus yapmis olsa da),

sevgili “Urfa Mutfagi” muhtemelen yemek yarismalarindaki cig kofte servislerinden sonra suskunluga gomuldu gomuleli,

sevgili “Bir Dut Masali” mutfagini bir masal prensine kaptirdi kaptirali ve

sevgili “Cafe Fernando” bu seferlik bize yemek yerine basimizin caresine bakmamiz icin bir arama motoru armagan edeli beri, icimde acemilerin o cahil cesareti kipirdayip duruyor..

Acemi dediysek, “iki yumurta kir” deyince, kalkip cekic arayanlardan olmasam da, oyle pek yemek tarifi filan yazacak kadar mutfakla ilgim oldugu soylenemez.. Ama sevgili “bilenler” zaten ben hic bilmeyenlere yazdigimi soylemistim taaaa basindan beri… Yani siz isterseniz, gazetenizi, cayinizi alin ve soyle ayaklarinizi uzatin bir koltuga…

Ve siz hic bilmeyenler, hadi gelin bakalim…. Misafir agirlayacagiz birlikte..
Baslangic..



*Eger insan yemek pisirmeyi bilmiyorsa, yemege misafir almaz.. Yok illaki agirlamak istiyorum diyorsa, yemekleri disardan getirtir.. Illaki ellerimle pisirecegim diyorsa (ki bu en makbul olanidir) o zaman basit ama siradan olmayan bir menuyle ise baslar..


*Cagiracagi konuklara uymayan seyler pisirmemeye calisir (dini inanclarina saygi gosterir ornegin. Katoliklere cuma gunu et vermez, muslumanlara domuz eti pisirmez, vejeteryanlara et yemesi icin israr etmez..)


*Mutfak malzemelerini gozden gecirir. Guzel ortuler, muhtemelen ortunun takimi kumas peceteler, kucuk mumluklar, ya da minicik vazolar alir, iclerine mis kokulu fulyalar ya da minicik papatyalar koyar..


*Karisik, yapmasi zor, mutfakta uzun sure kontrol etmeyi gerektiren ve misafirlerini yalniz birakmasina neden olabilecek yemekler secmez.. Cunku aslinda arkadaslarimiz evimize doymaya degil, bizimle olmaya gelirler..

*Yemesi zor turden yiyecekleri, enazindan ilk davet icin secmez.. Spaghetti ornegin zor yenir, insanin elbiselerini kirletebilir, kirarak yaparsaniz o da spaghetti olmaz..

Ilk davetimiz icin gelin, hem yapimi cok kolay, hem lezzetli, hem de goruntusu guzel bir portakalli somon yapalim.. Cok lezzetli bir fransiz tarifidir..Ustelik porsiyon halinde oldugundan servisi de kolay olur..Yanina da bol renkli bir salata.. Taze ekmek.. Guzelce sogutulmus beyaz sarap.. Ustune guzel, hazir alinmis bir sorbe ya da dondurma ve kahve..

Yetmez mi diyorsunuz?

Ben yeter diyorum.. Cok istersek belki onden midyeli risotto yapabiliriz ama biz “PRINCIPIANTE (yeni baslayanlar)” grubuyuz unutmayin.. Ayrica bu isin kitabini yazanlar grubundan da olsak, bence bu “resmi” olmayan bir davet icin cok yeterli bir secimdir.. Davet resmi ise, zaten ne menuyu secmek, ne de pisirmek bize duser merak etmeyin..

PORTAKALLI SOMON..


(pisirme suresi en fazla 10 dakika surer. Mutlaka sicak sicak servis yapilir unutmayin)

Celik bir sahanda, iki tatli kasigi tereyagini eritin. Tereyagi kizinca somonlari koyun ve unutmayin sadece bir kez cevireceksiniz.. Somonun kokusu cikmaya baslayinca genis bir spatula ile hafifce kaldirip, kizarip kizarmadigina bakin.. Kizardigindan emin olunca cevirin(kizartin diyorsam, hafifce kahverengilesecek). Cevirir cevirmez, taze cekilmis karabiber (mutlaka bir degirmen edinin, principiantesiniz ama “esperto”(uzman) olacaksiniz birgun ) ve tuzunu ekleyin..

Alt tarafi da kizarmaya baslayinca, taze olarak hazirlanmis portakal suyunu ilave edin.. Portakal dilimlerini de ayni sahanin kenarlarinda hafifce ama hafifce yumusatin.. Tabaklara sicak sicak servis yapin. Sahanda kalan sosu baliklarin uzerinde gezdirmeyi unutmayin.. portakal dilimleri ile beraber servis yapin.. Aslinda bu baligi uzerinde cevizli bir harcla, firinda da pisiriyorum ama simdilik bu basit tarifle yetinelim ve cevizlerimizi salataya ekleyelim..

SALATA


Salatanin da tarifi mi olur demeyin.. Tabii ki olur.. Salata yaparken icinde enaz 3 renk olmasina ozen gosterin (bu sadece saglikla ilgili birsey ve gunumuzun konusu degil..) Yani salatanizda, kirmizi, koyu yesil, sari, beyaz, bordo, turuncu renklerden birbirine yakin olmayan renkler olmali.. Salatanin icine koyacaginiz sos, yemeginizin tadini ortmemeli..
Benim salatamda, klasik marul, radicchio vs yaninda, eksi yesil elma, bir avuc pembe nar (mutlaka pembe olacak ona gore!) **, cok az permesan peyniri ve biraz da ceviz var..
Sos olarak zeytinyagi, balsamik sirke, iki tatli kasigi cekirdek hardal ve taze cekilmis karabiber kullandim..

Gerisi sizin guler yuzunuze, tatli sohbetinize kalmis..
Afiyet olsun..


** Saka yapiyorum, pembe nar konusunda.. Begene begene aldigim narlar pespembe ciktilar..


11 Subat 2009’Roma




23 Kasım 2008 Pazar

PASTA FAGIOLI

Yemek bloglarina bakiyorum bazen.. Cafe Fernando'yu ve Berrin'in iIahi tatlar'ini yazdiklari tariflerin otesine gecen kalitelerinden oturu surekli okuyorum.. Cafe Fernando'nun fotograflarini donup dolasip tekrar seyrediyorum buyuk bir begeniyle..

Cok guzel yemek bloglari var.. Cok guzel yapilabilir tarifler verenler, yaptiklari her yemegi inanilmaz bir kalori bombasina cevirenler, Urfa Mutfagi gibi aklima dusup, neredeyse beni yollara dusurecek olanlar da var..

Cok acemiler icin tarif verenler de vardir belki.. Gormemis olabilirim.. Ben kotu yemek pisirmem.. Belirli bir saglik cizgisini izledigim, duzgun beslenmeye ozen gosterdigim de soylenebilir.. Son yillarda yasadigimiz yogunluk, beni: pratik, kisa surede hazirlanan, dengeli beslenmeyi goz ardi etmeyen yemekler ogrenmeye yoneltti..

Arada bir yazacagim bunlari.. Cok acemilere.. En acemilere.. hani omlet yapmak icin, yumurtayi kirin ve kabugunu cope atin demeniz gerekenlere..

ilk tarif sevgili balerin arkadasim Maria Grazia'dan ogrendigim, Federico'nun ve annemin cok sevdikleri, Ilkay ve Senol'un yorgunluk uzerine yedikleri icin, anlata anlata bitiremedikleri, Roma usulu "pasta fagioli".. Yani fasulyeli makarna.. Burada cok sevilen, ozellikle kisin cok tuketilen bir giris yemegidir.. Herkes icine patates koymaz.. Ben cok sebze sevmeyen Federico icin fikir danistigim cocuk doktoru arkadasimin tavsiyesi ile, patates ekliyorum yemeklere..
Iste malzemeler..


-Haslanmis barbun fasulye

-1 orta boy sogan

-1 kucuk havuc

-1 patates

-kucuk boy makarna

-domates konsantresi veya suyu

-biberiye, tuz, biber

Sogani zeytinyaginda kizartmadan pisirin. fasulyelerin 1/3'unu , 3-4 igne biberiyeyi, bir kucuk havucu ekleyip az suda iyice pisirin (fasulyeler tabii ki onceden hafif haslanmis olacak).

Havuclar pisince hepsini blendirda sulu bir krema haline getirin. Gerekirse sicak su ekleyip, patatesleri kup kup keserek, domates konsantresini, tuz-biberini ekleyin.

Patatesler pismeye yakin, makarnasini ve kalan fasulyeleri ekleyin (kisi basina 1 yemek kasigi makarna yeterli olur). Makarna kutularinin ustunde yazan sureye saygi gostermeye calisin. Yani cok haslamayin "al dente" birakin.

Arzuya gore uzerine cok azicik zeytinyagi gezdirerek servis yapabilirsiniz. Ozelligi kivamli olmasidir. Ama sakin cok fazla makarna koyup, kuru bir yemek haline getirmeyin.

Cocuklar icin, proteini, karbonhidrati ve vitamini icinde olan tek tabaklik kurtarici bir yemektir.

Pilavla beraber servis yapilan etli kuru fasulyenin, yaninda acili bir tursunun, yumrukla kirilmis soganin yerini tutmaz ama, gene de duygusu sicak bir yemektir (benim yemekleri siniflamam, gercek isilarina gore degildir)

Afiyet olsun..