13 Kasım 2009 Cuma

ZARFIN ICINDEKI ORMAN...

Once Saglik grubunun icinde kendiliginden olusan sinifin baskan yardimcisi Delfina, bana hergun ufak bir mesaj yollayip nasilsin demeye baslamisti... Iyiyim diyordum... Anneler gunu gecmisti, Turkiye'ye gelmeye hazirlaniyordum... Birgun biraz mahcup bir tonla, "sana birsey yollamistik, galiba gelmedi, yoksa bize yazardin diye dusunuyorum" dedi...



Almamistim hicbirsey... sonra ikimiz iki taraftan kosturmaya, benim icinde ne oldugunu bilmedigim bu zarfin akibetini anlamaya calistik. DHL'e telefon telefon ustune derken aksam eve geldigimde bir zarf buldum nihayet...

Hemen actim...

Zarfin icinden bir orman cikti... Hayatimda aldigim en guzel armaganlardan biriydi bana ulasan... Kimsenin adi yoktu... Hepinizdiniz... kim katilmistir, kim katilmamistir bilmiyorum ama "hepinizdiniz"...

Biri Federico ve benim adima, digeri sinifimiz adina Tema Vakfi araciligi ile dikilmis agaclar... icinizde benim gibi mal mulk derdinde olmayanlar varsa, bilinki bir suru dikili agacimiz var artik...

.
.
.


.
.
.
.


.
.
.
.
.
.
.
.

.
.
.
.
Edirne'de ve Sanliurfa'da buyuyorlar bizim icin...

Sonra armaganlarin devami Turkiye'de elime ulasti... Neler yoktu ki paketin icinde... kahveler, lokumlar, akide sekerleri... Ve kadife bir kutunun icinde el emegi, islemeli, cok ama cok narin bir de vazo... Ucakta kucagimda tasidim gelirken Roma'ya...

Tema'nin Erozyonla Mucadele haftasi etkinlikleri bana hatirlatti bunlari...

Ne guzel birsey basardiniz hep birlikte... "Kaybetmek" her zaman olumsuz anlam tasimiyor demek ki... Kilo kaybettik, birlikte bircok dostluk, bir suru agac, paylastigimiz onca seyi kazandik...

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.


Daha da kaybetmeye devam edecegiz zaten... Gevsemeyin, aliskanliklariniza sahip cikin, bir yere kaybolmayin...

Biraktigimiz noktadan baslamak uzere donmemize cok az kaldi...




13 Kasim 2009'Roma

11 Kasım 2009 Çarşamba

GENETIGIMIZ DEGISIYOR...


Bu yaziyi sevgili arkadasim Cigdem yollamis...

Okuyunca uzerimdeki etkisi hemen annemi arayip, kendimce en zor olani sormak oldu. “annecigim puf boregi nasil yapiliyor?” dedim. Onun tarifini aldim, Cumartesi gunu bizim evde puf boregi var…

Bugun sutlac yaptim…
Ben cok iyi bir ev hanimi da olan, cok akilli bir annenin kiziyim. Annemle babamin yaninda, onlardan cok sey ogrenecek kadar uzun yasamamis olmak beni hep uzer... 16 yasimdaydim universiteye kayit oldugumda… Fena yemek pisirmem ama ekmek, borek, corek, yogurt, yaprak dolmasi filan yapmayi bilmem...

Hicbir sey icin gec degil… Herne kadar duzenli yemek pisiren, alisverisi dikkatle yapmaya calisan bir anne olsam da, bu yazi, beni bircok konuda tekrar dusunmeye yoneltti…
.
Italya'da Avrupa Toplulugu normlarina gore, ornegin aldiginiz yumurtanin uzerindeki etiketten, etiket okumayi biliyorsaniz eger tavuklarin kafeste ya da ya da acik havada beslendiklerini, acik havada iseler dogal besin veya yemle beslendiklerini filan anlayabilirsiniz.
.
Ama yine de once dana etinde "cilgin dana" sonra tavukta "kus gribi", yok icinde nts olan gubre kullanilmis sebzeler derken, yedigimiz her lokma bogazimiza dizilir oldu. organik tarim diye iki kat para verip aldiginiz sebzelerinde hangi lagim sulariyla sulandiklarini bilemiyebilirsiniz ornegin...
.
Ben yaklasik iki ay once cok ciddi bir "organik roka zehirlenmesi" yasadigimdan beri, sebzeleri daha kontrollu besin sattiklarina inandigim supermarketlerden aliyorum.
.
.

Yilmaz Ozdil'in bu yazisi eminim sizin de hosunuza gidecek… Tesekkurler Cigdem...

Sevgilerimle…

-------------------------------------------------------------------------------------------
GDO’lu diyet tarifleri - YILMAZ ÖZDİL

Haliyle panik halindesiniz... “Nasıl anlarız? Genetiği değiştirilmiş organizma yemekten nasıl kurtuluruz?” filan.

Şöyle...

Annaneniz öpülesi elleri parçalanırcasına, ovalaya ovalaya tarhana yaparken, siz, “Aman annane be, boş versene” deyip, marketten hazır çorba alıyordunuz ya... Annane rahmetli oldu ve siz, o tarhananın tarifini annaneden alıp, bir kenara yazmadınız ya... İşte o nedenle, siz, genetiği değiştirilmiş organizma yemekten kurtulamazsınız maalesef.

Ne verirlerse... Onu yiyeceksiniz.

Kız evlat yetiştiriyorsunuz, en iyi okullara gönderiyorsunuz... Piyano çalıyor, İngilizce konuşuyor, Grammy alanları tek tek biliyor. Bilmeli... Ama alt tarafı limon, şeker ve su kullanıp, limonata yapmasını bilmiyor! Yoğurdu çırpıp, ayran yapamıyor, ayran... İşte o nedenle, kızınız, genetiği değiştirilmiş meşrubat içmeye mahkûm maalesef... Torunlarınız da.

Zahmet edip sütlaç yapmadığınız için, kek yapmaya üşendiğiniz için... İçinde ne olduğunu bilmediğiniz gofretleri, mısır patlaklarını kemiriyor sizin oğlan! Hamur tutmayı, şöyle mis gibi ıspanaklı bi börek yapıp, çantasına koymayı bilmediğiniz için, hamburger bağımlısı oldu.
.
Tahin-pekmezi “köylü işi”, vıcık vıcık yağ fışkıran kremaları “modernite” sandığınız için, daha 10 yaşında ayıya döndü, yuvarlana yuvarlana yürüyor, tıkanıyor, merdiven çıkamıyor.
.
Size zor geliyor ama, zor mu evde yoğurt yapmak? İstanbul’un güneşi müsait değil, anlarım, zor mudur İzmir’de, Antalya’da, Adana’da evde salça yapmak?
Şikâyet edip duruyorsun, içine katkı maddesi konuyor, zorla beyazlatılıyor diye... İster tam buğday unundan, ister çavdardan, hakikaten zor mudur evde ekmek yapmak?
.
Bütün ailen kabız... Tonla para verip, abuk sabuk ambalajlı-meyveli saçmalıklardan medet umacağına, niye öğrenmiyorsun kabak tatlısı yapmayı?
.
.

Güya, çoluğunu çocuğunu düşünüyorsun, taze taze yesinler diye, pazara gidiyorsun... Eğri büğrü biberlere, doğal olduğu için tuttuğunda ezilen domateslere ağız burun kıvırıyorsun, hormonlu, tornadan çıkmış gibilerini alıyorsun... Ne işe yaradı senin pazara gitmen?

Kocanız da, bu satırları okuyup, size akıl verecek şimdi... Söyleyin ona, ukalalık etmesin, götürün aktara, hatmi çiçeğiyle zencefili birbirinden ayırt etsin, ondan sonra konuşsun!

Enginar, börülce, radika, cibes pişirmekten haberin yok; gazetelerin tiraj almak için kıçından uydurduğu kıçımın uzmanlarından fıldır fıldır brokoli tarifleri öğreniyorsun... Brüksel lahanası yiyerek mi AB’ye gireceğini sanıyorsun?

Çin’den bal getiriyorlar mesela... Taaa Arjantin’den, Meksika’dan bal getiriyorlar. Neymiş efendim, içinde genetiği değiştirilmiş organizma olabilirmiş falan... İçinde tavuk ibiği, maymun kulağı olmadığına şükredin! Ben iddia ediyorum... Kaşla göz arasında frankeştayn ürünlere kapıları açan arkadaşlarla, Amerikan çiftçilerinin avukatı profesörlerimiz, sırf karakovan balına sahip çıksa, Şemdinli’de, Pervari’de terör bile azalır, terör bile.




Uzatmayayım.

Mutfak genetiğimizi kaybettik biz.


Elin adamı, mısırdan, soyadan, domatesten önce beynimizin DNA’sını değiştirdi!
Hurrraaa diye köyden kente göçerken, dışarda tıkınmayı şehirleşme zannettik. Ambalajlı ürün tüketmeyi, zenginleşme zannettik.


Dolayısıyla, ya kafayı değiştirip, özümüze döneceğiz... Ya da ne verirlerse onu yiyeceğiz.

11 Kasim 2009'Roma

02 Kasım 2009 Pazartesi

GUNES DIYOR KI...


Birdenbire sonbahar geldi Roma'ya...

Saclarima sonbahar renklerinin golgelerini ekletmistim persembe gunu komur karasi tatli cay rengine daha fazla tahammul edemeyip... Yollarda savrulan yapraklarin sari, turuncu, tutun renkleriyle cok uyum icindeyim... Hava o kadar serin ki, evde kalsam, bir battaniyenin altina siginip, elimde sicacik demli, limonlu bir fincan cay, yarim yarim birakilmis kitaplarima gomulsem istiyorum...

"Istemek" cicegi, kralin bahcesinde bile acmaz diyor Italyan'lar...
Dogru soyluyorlar... Kalkiyorum, giyiniyorum, sonbaharin icine atiyorum kendimi...

Bu arada program degisikligimiz gecen haftaymis, kacirmisim sanirim... Onemli degil artik basinizin caresine bakmayi, akillica davranmayi, kendinizi kontrol etmeyi, cizgi disina ciktiginizda yapmaniz gerekenleri ogrendiniz sanirim...

Daha yolu cok uzun olanlari uyarmistim, kilo vermenin yavaslayacagi doneme giriyoruz diye... 2 haftamiz var benim hesaplarima gore... Simdi iki hafta suresince, baslangic diyetimize donecegiz ve vucudumuzu bir sure "denizde sirt ustu yatiyormusuz" duygusuna birakacagiz... Yani yuzmeyecegiz ama batmayacagiz da... Sakince gunesin gozbebeklerimize kapali gozlerimizin arasindan bile sizdigini hissedecegiz ve denizin kipirdanislarinin sesini dinleyecegiz...

Bu arada Gunes, kisa bir mektup yazmis...

Cok guzel ve onemli seyler soyluyor size... Mektup kisacik ama ici kitaplara sigdirilamayan onemli noktalarla dolu.. Cok hosuma gitti ve buraya aldim... Sadece istiyorum ki, "biz sismanlarin" diye baslayan cumleler kurmasin... Bir cogumuzun problemi ayni... zayif olup ta, cok kotu beslenen pek cok birey var... Oyle degil mi?

gunes'in yazdiklari uzerine dikkatle dusunun lutfen... Hepinize iyi haftalar...

----------------------------------------------------------------------------------------------

Merhabalar...

Ben tartılmıyorum artık. ama giydiklerimden, bedenimin görüntüsünden giderek zayıfladığımı izleyebiliyorum. daha uzun bir süre tartılmayacağım. acıkmadığım, programa da tam uyduğum için, henüz çok başlarda sayıldığım halde (4. hafta) haddim olmadan, Mehtap hanımdan da özür dileyerek naçizane deneyimlerimi paylaşmak istiyorum.

Mehtap hanımdan öğrendiğim şey şu: bu iş mantık, akıl ve Mehtap hanım vermese de aslında bir ölçü işi.

Yediklerimizin miktarı önemli; Mehtap hanım ekmek dışında hiç bir şey için net bir ölçü vermiyor gördüğünüz üzere. Yani kendi "makulunüzü" yaratmalısınız. günlük almanız gereken protein miktarını ve o miktarın ne kadar ette, sütte, yumurtada vs. olduğunun ip uçlarını Mehtap hanım vermişti. onları hakikaten iyi öğrenmek gerekiyor.

Yani Mehtap hanım miktar vermiyor diye günde bir tavuk yemek de, tek bir yumurta yemek de yanlış. Ifratla tefritin arasını bulmak şart: biz şişmanların pek yapamadığı şey bu, en azından benim hatam buydu.
Miktar önemli ama çeşitlilik de önemli, her şeyde; protein de de, yağda da, karbonhidrata da...


Bir de hareket edelim arkadaşlar. hareket edelim, hareket edelim, hareket edelim. Günlük 1 saat yürüyüş iki elim kanda olsa ve dışarda acaip soğuk olsa bile aksatmadığım bir şey. Evimde yürüyüş bandı var ancak dışarda yürümeyi tercih ediyorum.
Bir de akşamları canım bir şeyler istediğinde (ki artık hiç olmuyor böyle bir şey) egzersiz yapıyorum: 1000 veya 2000 step (maksimum 20 dakika sürüyor), 100 ya da 150 mekik çekiyorum. yürüyüş bandı çok pahallı olabilir ama kimi parklarda da görülen step aletini internet üzerinden aldım; 60 liraydı ve bir yönünde step yapıp diğer yanında belinizi çevirme hareketi yapmanızı sağlayan işlevsel bir alet. basit ama gerçekten etkili, belimin inceldiğini görebiliyorum, bel oyuğum ortaya çıktı, üst bedenim küt diye kalçaya bağlanmıyor artık.

Televizyon izlerken egzersizin nasıl bittiğini anlamıyorsunuz bile. bu aletten önce kendimce icat ettiğim üst üste koyduğum iki tahta üzerinde step yapıyordum, yani illa para verip bir alet almak gerekmiyor.

Mehtap hanım dans edin diyor ben yalnızken bile dans etmeyi hiç sevmem, size garip gelebilir bu ama siz dans edebilirsiniz hakikaten de. mehtap hanımdan anladığım bir şey de şu: hayat tarzımızı değiştirmeliyiz. şimdi ben yıllardır ama yıllardır televizyon izlerken, bilgisayarda çalışırken, boş boş otururken hep bir şeyler atıştırmışım. abur cubur olmuş meyve olmuş fark etmez, bir şeyler yemişim. Ağzım, midem ve elim ne zaman otursam yiyecek bir şeyler aramaya alışmış. Ondan kurtulmaya çalışıyorum esasında. özellikle gün bitip oh deyip koltuğa uzandığımda canımın bir şeyler isteyeceğini ve benim de bunu açlıkla karıştıracağımı biliyorum. bu alışkanlığımı kırmak için egzersiz yapıyorum. Vallahi çok değil, 15 dakika, maksimum 20 dakika ve sonra hakikaten canım, elim, midem hiç bir şey istemiyor.

Simdilik 4. haftada kurtulduğum fazlalıklarım şunlar: gıdım, belimin yanındaki yağ topları, mide bölümündeki kilolarımdan hala gidecek çok yağ olsa da herkesin fark edeceği kadar çöktü, alt ve üst bacaklarım inceldi bir de ellerim küçüldü. minicik ama tombalak ellerim vardı benim şimdi öyle zarif görünüyorlar ki vallahi sürekli ellerime bakıyorum. devam ediyorum, devam edeceğim.


Ben daha önce de çeşitli kereler diyetsiyenle olsun, kendi başına olsun bir dolu diyetle kilo vermiş hepsini fazlasıyla geri almış biri olarak bu defa hakikaten hayatımda bir devrim yapmaya çok kararlıyım ve önderim de Mehtap hanım. derdim kiloları vermek de değil vereceğimi biliyorum.

Benim asıl mücadelem koruma programıyla başlayacak. hepinize dirayetli günler diliyorum. ve Mehtap hanıma yine, bir daha, tekrar ve tekrar teşekkür ediyorum (çünkü ne kadar etsem de az gelir biliyorum).
Yine ben, Güneş.
Kusura bakmayın abarttım gevezeliği belki ama size yaptığım yemeklerden de biraz söz edeyim, fikir vermesi açısından. her öğünde protein alıyorum ama eti hep ızgara etmiyorum.
Orneğin kabaklı, biberli, bol soğanlı ve sarmısaklı, 1 tatlı kaşığı zeytinyağı ve sevdiğim baharatlarla hazırladığım sebze yemeğim var. ister tavuk eti isterseniz kırmızı et koyabilirsiniz bu yemeğe. benim ellerim küçük o nedenle ölçü olarak kendime bir elimin orta parmak boğumuna kadar genişlikteki, çok ince olmayan ama asla kalın da olmayan bir et miktarını ölçü aldım. yaklaşık 100-120 gram olduğunu sanıyorum. ölçmedim emin değilim, ama acıkmamı önleyen bir miktar bu. mantarlı et sote, tavuk sote, çeşitli etlerle salatalar, kabak, biber ve bilumum dolmalar yapıyorum.
Ama dolmalarımı sadece çok küçük kıydığım etler (tavuk, kırmızı), bol soğan, yeşillik ve baharatlarla dolduruyorum. farklı ve lezzetli oluyor öneririm. aynı sebzeleri ikiye kesip içini oyup bahsettiğim tarzda baharatlarla hazırlanmış eti koyup fırınlıyorum. yanında yoğurtla yiyiorum. sebze ızgarayı çok seviyorum ve sık yapıyorum. kırmızı eti ya da tavuk etini incecik dövüp içine yağsız hazırladığım mantar sote koyup, rulo yapıp, kürdanla tutturarak fırınlıyorum. şık bir yemek oluyor öneririm.
Yani sadece ızgara yemek insana tümüyle diyet duygusu verdiği için ben ızgarayı pek tercih etmiyorum. eğer acelem yoksa tabi. çünkü acil durumlarda eti atıveriyorum tavaya, yağsız ızgara ediyorum, yanına söğüş, cacık, artık ne çabuk olacaksa koyuyorum. balığı çoğunlukla ızgara ediyorum ama palamutu zaten pilaki severdim yine pilaki yapıp yiyiorum. geleneksel tarifimden tek farkı içinden havucu çıkarmam oldu. yoksa zaten yağ miktarı çok ama çok az olan bir yemektir kendileri.
Daha bir çok tarifim ve yöntemim var, kendime göre geliştirdiğim. şimdilerde ben mutfakta çok eğleniyorum, öğreniyorum, keşfediyorum.
Demiştim sanırım asıl hedefim kilo vermek değil, verdiğim ve vereceğim kiloları bir daha geri almamak, onun için de yeni bir hayat tarzı oturtuyorum, Mehtap hanım benim bu noktada hocam, canım, ciğerim. yeni hayat yeni mutfaktan geçiyor anladığım şeylerden birisi de bu.

Güneş...


2 kasim 2009'Roma

29 Ekim 2009 Perşembe

MEGLIO TARDI CHE MAI...*



.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
..
.
.
.
..
..
Onceki yazilarda sorulanlarin yanitlari burada... Biraz gec oldu ama Italyanlarin dedigi gibi, gec olmasi, hic olmamasindan iyidir...
Bu arada gozumden kacanlar olduysa, ozur dilerim... Siz cevap yazmadi diye gonul koymayin, tekrar yazin...
Bu arada, ust siniftakiler, niye yeni baslayanlara yardim etmiyor...? Bircok sorunun cevabini siz biliyorsunuz... Oyle degil mi...?
..............................

Sevgili Selinka, bana size ulasabilecegim “dogru” bir mail adresi verin lutfen. Yayinlamam adresinizi ama biraz daha iyi anlamaya calisacagim sizin durumunuzu…

Sevgili Muge G, ben cevap verene kadar kac hafta sonu gecti… Hafta sonlarini hafta ici gibi gecirin.. Kendiniz icin yapin bunu.. Mademki bir hedefiniz var… Sonra zaten ozgur olacaksiniz… Kabizlik icin bitki caylarini deneyin ve cok su icin…

Sevgili Naylos, burdasiniz iste.. Ne guzel…

Sevgili Ayse, saglik probleminiz var mi? Barsak duzeniniz nasil..? En son kan tahlillerinizi ne zaman yaptirdiniz? Biz size kilo aldiririz merak etmeyin ama once herseyin yolunda gittiginden emin olmaniz gerekir…


Sevgili Nur, dinleyelim hikayenizi hep birlikte… azimle yapilan herseye cok buyuk saygi duyuyorum ben… Bekliyorum oykunuzu… Artik koruma diyetine mi geciyorsunuz?

Sevgili Ebru (ancient) herkes basardi siz niye basaramiyasiniz ki? Hadi gayret, vaz gecmeyin…

Perizat En, ne guzel bir isminiz var… Haberlerinizi bekliyorum..

Sevgili Filiz, arada gozumden kacanlar olabiliyor, kusura bakmayin. Siz ara ogunleri ikiye cikartin, ama miktari artirmayin. Olabildigince tam tahilli, kepekli, esmer urunler secin. Insulin direnci zorlar insani ama imkansiz degildir…

Sevgili Suspect, bir de tersini dusunun… Her giydiginizde fermuarlari darliktan asagiya kayan etekler, dugmeleri iyi kapanmayan gomlekler filan…

Sevgili NuNu’cugum, bazi insanlar varliklari ile olduklari her ortami guzellestirirler… sen onlardan birisin… Destegin ve buradaki varligin icin cok tesekkurler…

Sevgili Barisbasak, nasil gecti tatiliniz?

Sevgili Kutahya, sonuclardan haber verin lutfen..

Sevgili Kekik, hizli verilen kilolar hizli geri alinir… siz dogru yoldasiniz…
.
Sevgili Lale, okudum yorumunuzu..
.
Sevgili Cocukla Cocuk, iki kilo nedir ki? Verilir..
.
Sevgili Kagittan Gemiler. Hedefimiz kac kilo?
.
Sevgili Deniz, dunyada gercekten onemsedigim tek varlik oglum artik… Tabii ki annem, babam ablam Antonio hepsi cok kiymetliler ve biricikler ama ogluma dayanamam, kiyamam… Oyle soyluyorsa, oyle hissediyordur…

Sevgili Gunes, yazdiklariniz ve dualariniz icin tesekkurler…

Sevgili Filiz, keske hersey dediginiz kadar kolay olsa yasamda… Oyle cok seyi sindirmek, yutkunmak, gormezden gelmek zorundayiz ve bu bizleri o kadar cok yipratiyor ki anlatamam… Ben sadece basini dik tutan bir insanim… Bir arkadasim bana, “yenilirsin ama sirtin yere gelmez” diyordu… Oyle olmaya calisiyorum…

Sevgili terazi, yuz bulup astar istemiyorsunuz ama cok zamanimi alacak birsey istiyorsunuz… Aslinda her yazida bir kac aciklayici cumle mutlaka vardir.
Biz metabolizmamizi hizlandirdik, barsaklardaki plaklari atmak icin ozel bir diyet uyguladik, insulin salinimi kontrol ettik, filan… Cok ayrinti vermememin bir sebebi de, blogumu kopyalayan kopyaladi artik, bari biraz arastirip nedenlerini kendileri bulsunlar diyorum… Yine de sizlerin en dogal hakki bilmek, belki ensonda “yaptiklarimiz nedendi ve neye yaradi” diye yazarim…

Sevgili Nane Sekeri, bozmayin bu motivasyonu… 109 kilo gercekten cok… bu kiloya gelmek icin kimbilir ne yanlislar yapiyordunuz bildiginiz halde… Oyleyse, artik dayanin, organizmanizi siz yonetin…
.
Sevgili Oyuncu, butun aylarin persembesi ayni anda yasaniyor bugunlerde… Nereye once kosacagimi bilmez bir haldeyim… yine de tesekkurler…
Sevgili Alev, cok guzel bir fikir, dikkate alacagim..

Sevgili baybii, “gibi” degilim, genc kizim zaten sadece bir yirmi yil kadar fazlam var.. Gulumsememisim gercekten…
.
Sevgili A.Hande, metabolizma cayi aslinda elma, limon, karanfil, biber ve tarcin… Zararli hicbirsey yok… tansiyon dusurebilir sadece… Siz doktorunuza danismadan birsey yapmayin… hamilelik cok ozel ve onemli bir donemdir..
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.Sevgili Neseli Gunler, 9 ayin carsambasi bir arada bu aralar… Ama programimda ufak bir tatil gorunuyor neyseki…
.
Sevgili Deruni, goz acip kapayana kadar 9 yasina geldi bile oglum… Yillar cok cabuk geciyor… Ona verdini butun zaman helal olsun binlerce kere…
.
Tesekkurler Zerrin, tesekkurler Selinka..
.
Sevgili Burcu, siz yollayin annenizi buraya, biz onu ikna ederiz… saclarimdan hic hosnut degilim… Yarin (bugun) degistirecegim…
.
Sevgili Beste, ne oldugum bilmiyorum ama iyi olmadim… Kirisikliklarim bile daha cok batiyor gozume..
.
Sevgili Duygu, sosyal ve profesyonel hayat zaten kurallarla dolu… Bari evimizde esnek olalim oyle degil mi?
.
Sevgili Emos, beni dusundugunuz icin tesekkurler… Haklisiniz..
.
Sevgili TuBikko, evet kalkiyordu ama artik cok gec sanirim cevap vermek icin..
.
Sevgili Cansu, normal ogunleri bolmeyin cikartmayin… Gece isten sonra (danscisiniz degil mi?) 1 bardak sicak sut, iki biskuvi yiyebilirsiniz ornegin… Caniniz ne ceker o saatte? Siz yazin beraber karar verelim..
.
Sevgili Nilambara’cigim… Evde aynanin onunden gecerken “ayy, bu da kim diyorum kendime… Acaip karardim, yarin biraz sararacagim…” J)
.
Sevgili Kara Kitap, size nasil yardimci olabiliriz? Yardim etmesin kocaniz, ne yapalim… sirf bunun icin koca degistirecek haliniz yok ya… Kendinizi degistirin, kimseden yardim beklemeyin… Herkesin arkasinda birileri yok ki destek olacak… Basaririsiniz… Ferat’in size yazdiklarini okuyun…
.
Sevgili Denizsen, bekliyorum haberlerinizi..
.
Sevgili Nagihan, basarirsiniz tabii… Yeterki baslayin…
.
Funda’cigim, seni unutur muyum hic…? Butun bu isleri basima Bahar’la beraber sen actin… J) Gel biraz yardim et lutfen…
.
Sevgili Ferat, “Trabzon’lu Ferat”… yorumunuz beni ozellikle mutlu etti… sanki bu konu sadece kadinlari ilgilendiriyormus gibi goruluyor ve buna biraz uzuluyorum… ayrica oyle dogru seyler soyluyorsunuz ki, keske daha cok yazsaniz bize diyorum… Dinlesek sizin ve esinizin oykusunu, basarinizi..
.
Sevgili Selhan az mi? Ciftlerin birlikte uygulamalari cok akillica, cok saglikli, ve insani guclendiren bir davranis… bana yazin oykunuzu… ne bekliyorsunuz?
.
Sevgili Lale, carnitin, hucreden yag trasportunu saglayan bir co-faktordur… zarari olmaz ama sistemik kullaniminin lokal yag erimesinde rolu yoktur pek… karin hareketleri yapacaksiniz… Caresiz…
.
Sevgili Terazi, ben bilgimi paylasiyorum sadece… yazdiklariniz icin tesekkurler…
.
Sevgili Zehra, hazir oldugunuz zaman baslayin…Yormayin, suclamayin kendinizi… herpes basariyor, siz de basaracaksiniz…
.
Sevgili Suspect, basa donun… Birsey olmaz… bu kadarini basarmissiniz… kalanini da vereceksiniz…
.
Sevgili Kara Kalem, "koctan" ve benden kucak dolusu sevgi yolladik size de...
.
.
.

Nukhet’in basari oykusunu kutlayan hepinize cok cok tesekkur ediyorum… Yorumlariniz hep birlikte oyle bir guc olusturuyorlar ki, etkisi okyanuslar otesine bile ulasiyor… Desteginiz, inanciniz, olumlulugunuz ve kararliliginiz sizleri cok ozel ve degerli yapiyor, inanin bana…
Yesil corbanizi hazirlamis ve iciyor oldugunuzu umuyorum. Zayiflamanin yavasladigi ve durdugu doneme cok yakiniz. bu son firsatlari cok iyi kullanin lutfen...
.
.
.
30 Ekim 2009'Roma

28 Ekim 2009 Çarşamba

HEDEFIMIZ BU DEGIL...

Gecen yil yazmistim bu animi, belki hatirlarsiniz...

Bugunlerde cok yeri geldi de ondan hatirladim birden bire...

Amfideyiz, yaklasik 100 kadar hemen hepsi farkli dallarda uzman doktorlariz ve estetik durus ile ilgili bir ders izliyoruz...

Profesor, iki kadin fotografi gosteriyor slaytta... Biri zayif, incecik bir kadin... Kim gibi diyeyim... Ebru Salli gibi...

Digeri balik etli, bayagi yuvarlak hatli, kalkik popolu ama sarkmamis, dokulmeyen, diri ve guzel bir kadin... Profesor “simdi bu kadinlardan hangisini guzel buldugunuzu kadinlar ve erkekler grubu olarak ayri ayri oylayacaksiniz” diyor... Hemen arkami donup erkeklere bakiyorum... Oyle ya, bakalim dusuncelerini onemsiyecegim tarzda erkekler mi buradakiler...

Hos ve bakimlilar cogunlukla... Klasik Italyan tarzindalar... Stil ayakkabilar, uyumlu kemerler, marka kalemler, cok iyi kesilmis ya da dikkatlice uzatilmis saclar, iyi utulenmis gomlekler, klas gravatlar, casual giyinmislerse bile, tuylenmemis kazaklar, stil botlar... Evet, guzellikle ilgili dusunceleri dikkate alinabilecek erkekler cogunlukta..

Oylar toplaniyor ve sayiliyor... Kadinlarin hemen hepsi zayif, Ebru Salli’ya benzeyen kadina, erkeklerin tamami, yuvarlak hatli, balik etli kadina oy vermisler...

Kadinlar cok sasiriyoruz hep birlikte... Guzellik anlayisimizda yolunda gitmeyen birseyler oldugu kesin...

Oyle de aslinda... Bunu neden tekrar yazdim?

Bizim hic birsey bilmeyip, bilmedigini bilmeyip, kendini birsey bilir sananlardan bir cok konusanimiz buyurmuslar... “Sisman kadinlar kendilerini aldatmasin, hicbir erkek onlari guzel bulmaz, zaten sisman kadin guzel olamaz” diye...

Yok ya ? diyecegim babam “aaaaa, ne ayip, bak simdi” diyecek... Aslinda bir bilse icimden soylediklerimi, agzima pul biber koyardi da hadi neyse...

Ben televizyon seyretmem, seyretsem de onu seyretmem... Ya eline salatalik alir, bu % 96’si su, % 1’5’u seker, yuzde 0,7’si protein olan sessiz sedasiz sebze icin “cok besleyicidir, cocuklariniza bol bol yedirin” der, ya anti oksidan anti oksidan diye oksidanin ne oldugunu bilmeden antisi hakkinda konusur, ya eline uyduruktan bir besin piramidi almis, kerameti kendinden menkul bir uzmanin hazirladigi acaip karisimlari icer bir kadindir ama izlersiniz, deger verirsiniz ve ozenirsiniz ki, oradadir, konusmaya devam eder, uzmani olmadigi her konuda ahkam keser...

Iyi de biz aylardir burada ne demeye kilolardan konusuyoruz diyorsunuz degil mi?

Biz duzenli ve saglikli beslenmeyi yasantimiza sokmaya calisiyoruz... Duzenli ve dengeli beslendikce, bos kalorileri yasamimizdan cikarttikca, saglik icin gerekli oldugu kadar hareket etmeyi aliskanlik haline getirdikce, uzerimize yuk olan kilolardan kurtuluyoruz dogal olarak... Bu kadar basit...

Her zayif olan saglikli olmayacagi gibi, her sisman olan sagliksiz olacak diye bir kural yok...

Zayiflar guzeldir, sismanlar cirkindir diye dayatan bir dis dunya, ozellikle kiz cocuklarinin yasamini ciddi bir sekilde riske sokuyor...

Dikkate almamiz gereken sey, guzellik degil... Sisman bireylerin bazi hastaliklara yakalanma riskleri daha fazla... Buna grip te, kanser de dahil...

Guzellige gelince... Cok subjektif bir kavram... Zayif olmak guzelligin tek sarti degil... Hele bir tuketim zorlamasi olarak sunuldugunda hic degil...

Light urunlerle, spor aletleri, estetik urunleri, DVD’ler, zayiflama caylari, zayiflatan giysiler, camurlar, sirkeler, diyet kitaplari vs.. ‘lerle arkada duran milyarlik sektor, sizi cirkin oldugunuza inandirmaya calisiyor...

Bakin... Gulun gecin... Konumuz o degil, derdimiz o degil...

Hele yetisme caginda kiz cocuklariniz varsa, kilo lafini ayda 1 kereden fazla agziniza almayin... Kendiniz ve cevrenizdeki herkesin iyiligi icin, dogru beslenmeyi ogrenin ve yasantiniza gecirin...

Siz su fotograflara bir bakin... Guzel buluyorsaniz, gozlerinizi ovusturup tekrar bakin...

Biz saglikla beslenecegiz onun icin de saglikli olarak kilo kaybedecegiz... Hepsi bu...

Yoksa hedefimiz zavalli korkuluklarin islerini ellerinden almak degil...

.
Bu sabah aynaya bakin... Sisman ya da zayif oldugunuzu degil, "var" oldugunuzu gorun... Varliginizla mutlu ettiginiz insanlari gorun...

Sukredin...

Benim endamim yeter diyin... Hayata gulumseyin...
.
.
.

28 Ekim 2009'Roma

21 Ekim 2009 Çarşamba

KUCUK BIR OYKU BU....

Kendisi koymus oykusunun adini Nukhet Z.

Aslinda cok buyuk bir oyku bu...

Kararliligin oykusu...
Okuyun ve uzerinde iki kez dusunun derim ben size...
Aylari ve verilen kilolari sayin... Soyle basitinden bir hesap yapin...
Denge demistik degil mi?...

Sevgili Nukhet, kendine tesekkur etmekte cok ama cok haklisin... Harikasin... Gercekten harikasin... Kutlarim...


...................................................................................................................................................................

Merhaba,Ben Nükhet Z.
"zayıflamaya ben de varım" deyip sınıfa kaydolalı nerdeyse tam 6 ay oldu.

Başından beri takipteyim.

Mehtap Hanım "öykünü yazma vaktin geldi artık" dediğinde garip bir heyecan ve mutlulukla doldu içim.

Çünkü onun blogunda Bahar Hanım'ın ve Funda Hanım'ın öykülerini okuduğum ilk zamanlarda (ki defalarca okudum sanırım) böyle bir hikayeye sahip olabileceğime pek ihtimal vermiyordum.

Buna ister umutsuzluk deyin ister azimsizlik, isteksizlik her neyse belki de hepsi...

29 yaşındayım. Eczacıyım. Bir hastanede çalışıyorum.5 yıllık evliyim. 2 yaşını henüz dolduran bir oğlum var. 2 yıldır İstanbul'da yaşıyorum.

İnterneti mucize rejimler aramak dışında bir de oğlumla ilgili bilgiler toparlamak için kullanıyordum. İşte böyle bir blog takibi sırasında meripointteki linki tıklamamla başladı hikayem. Niye tıkladım hatırlamıyorum bile.

Mehtap hanım'ın blogunu ilk gezmeye başladığımda da "işte yine bir zayıflama blogu" demiştim kendi kendime. Böyle yazıları okumayı bırakalı aylar olmuştu. Ben umutsuz, iflah olmaz bir vakaydım ve derdime de çözüm yoktu işte. Bunu kabul etmiştim ve doğum öncesinden, hamileliğimden ve hatta doğumumdan sonra kalan kilolarımla mutlu mutlu depresyondaydım.

Kapatmak üzereyken bir kaç satır yazı ilişti gözüme. Kararlı ve güven verici sözler vardı yazılarda. Hazır oğlum da uyuyorken okuyayım bari dedim, ne kaybederim ki...Okudukça bir telaştır aldı beni, anlamsız garip bir telaş.


O anlar dün gibi gözümün önünde, 2009 Mart sonlarıydı.

Gittim kendime bol sütlü bir kahve yaptım ve oturdum, okumaya başladım arşivi. Farklıydı tarz üslup her şey farklıydı. Bu sefer olacak mıydı ?

13 Nisan sabahına ayarladım saatimi. evet bir pazartesiydi yine :). Pazar günü en yakın alışveriş merkezindeki KFC restoranında bol yağlı tavuklardan doyasıya yedim. Sonra tatlıcıda tavuk göğsü kazandibimi bir güzel mideme indirdim. alışveriş yaptım pazartesi için. çeşit çeşit ekmekler az yağlı peynirler, sütler, yoğurtlar, meyvalar aldım.metabolizma çayı için tarçın, karabiber aldım.

Pazartesi sabahı miladım oldu. Önce tartıldım ki uzun zamandır tartılmamıştım. Tam 83 kiloydum. Teaffuz etmek bile garip geliyor şimdi ama o zaman için çok normaldi hatta ben çoktan 90 olmuşumdur diyordum. 83 çıkınca sevindim bile. Hatta hiç unutmam Mehtap Hanım "158 boya 83 kilo çok fazla hem de çok fazla" yazmıştı da kendi kendime "90 da olabilirdim" diye telkinlerde bulunmuştum bilgisayar başında :)

Her zamanki yada hiç bir zamanki kadar istekle uygulamaya başladım bana söylenenleri. Evet ilk bir kaç gün gerçekten zorlandım. Aklıma gelip canım her istediğinde istediğim her şeyi yiyememek hele akşamları tv karşısında elim boş oturmak canımı gerçekten sıkıyordu ama denemem gerekiyordu bir kez daha.

Mehtap Hanım'ın da yazdığı gibi Perşembeye geldiğimde artık her şey daha da kolaylaşmıştı. Metabolizma çayımı düzenli olarak öğünlerden önce tüketiyordum. İş yerimdeki yemeklere bir süre ara vermem gerekti. Evden getiriyordum öğlen yemeklerimi termoslu saklama kaplarıyla. Böylece öğleye kadar yenebilecek sıcaklıkta kalıyordu. Zaten genelde zeytinyağlı sebze yemeği ve haşlanmış tavuk getiriyordum ki bunların da çok sıcak olması gerekmiyordu yerken. Salatamı yemekhaneden alıyordum. Renk renk meyvalarımı, bademlerimi fındıklarımı cevizlerimi her gece ertesi gün için porsiyonlar halinde hazırlıyor çantama koyuyordum. Akşam yemekleri zaten evde ve çok hafif geçiyordu.

Spor yapmaya pek vakit bulamamıştım ilk zamanlar. Ama kendime hareket imkanları yaratıyordum. Arabamı otoparkta en uzağa park ediyor, öğle yemekleri sonrası hastane bahçesinde yürüyordum. Asansör asla kullanmıyordum ne evde ne iş yerimde. Sık sık Mehtap Hanım'ın yazılarını okumam gerçekten motivasyonumu yükseltiyordu.

Tabi bir de Confessa. Bilenler bilir confessa dönem dönem Mehtap Hanım'ın blogunda da çaldığı Adriano Celentano'ya ait bir şarkı. Blogu takibetmeye başladığım ilk günlerde de bu şarkı vardı fonda. Sonraları farkettim ki bu şarkıyı dinledikçe bir heyecan bir azim bir istek oluştuğunu farkettim içimde. gün içinde enerjimin düştüğünü ara ara artık yapamayacağımı düşündüğümde blogu açıp bu şarkıyı dinlemediğimi farkettim. ama tabi şarkı bir süre sonra değişti :)
Eşimin italyadaki bir arkadaşına sipariş attim hemen bu şarkının içinde olduğu Celentano cdsini. Per Sempreydi albümün adı. sanırım sonsuza kadar anlamına geliyormuş. İsminde bile motivasyona davet vardı :) Sonraları confessa neredeyse günümün her anı benimle oldu. sabah arabamada akşam işten dönerken hatta bazen iş sırasında bile dinledim bu şarkıyı. Benim motivasyon aracım bu şarkı oldu diyebilirim. Belki yavaş bir şarkıydı ama benim içimde inanılmaz bir heyecan yaratıyordu.

Size de tavsiyem belki bir şarkı belki bir özlü söz bir şeyler olsun hayatınızda size zafere giden yolda yardım edecek.

Neyse günler geçiyordu. Mehtap Hanım sürekli sorularımızı cevaplıyor, umut dolu yazılar yazıyordu. Bense sürekli takip ediyor soru soruyor sınıf arkadaşlarımın sorduğu benim aklıma gelmeyen ayrıntıları öğreniyor ve not alıyordum.

18 gün gerekiyordu davranışların alışkanlığa dönüşmesi için ve 21 gün sonunda artık hayatımın beslenme anlamında gerçekten değiştiğini farketmiştim.

Bu arada etraftan gelen saçma sapan tepkilere kulaklarımı tıkamış beni destekleyenlere her fırsatta minnettarlığımı bildirmiştim.

Bu konuda eşimin desteğini hiç bir zaman unutmam. Bana güvendiğini inandığını her fırsatta dile getirdi. Tatlıyı çok sevmesine rağmen bu süreçte asla yemedi. kendim için pişirdiğim yemeklerden başka ekstra bir yemek talebinde bulunmadı. zaman zaman sabahları erkenden kalkıp benimle yürüyüşe çıktı. Kendisinin hiç bir zaman kilo problemi olmamasına rağmen o da benimle bu hayata uyum sağladı. hatta artık kendini daha zinde ve güçlü hissettiğini bir süre sonra kendi de söyledi. Bunlar gerçekten güzel destek araçlarıydı benim için. Şanslıydım. Burada kendisine bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Mükemmel bir eş ve mükemmel bir baba olduğu için :)

Yaz tatili yaklaşırken artık insanlar bendeki değişimi farketmeye başladılar. Ben de artık 46 beden eteklerim belimden düşmeye başlayınca duyduğum mutlulukla gardırobun önünde oturup bir güzel ağladım bir sabah :) Hemen eteklerimi daralttırdım. Yeni etek yada giysi almak istemiyordum çünkü kilo vermeye devam edeceğimi biliyordum.

Bir yandan makarnalı yapmayı tercih ettiğim yeşil çorba bir yandan metabolizma çayı ıhlamur, yeşil çay, bir yandan mis gibi zeytinyağlılar, ızgara etler aslında hayat umduğumdan da lezzetli geçiyordu :)

Ilk başlarda içimde var olan dayanılmaz tartılma duygusuyla baş etmem çok zordu ama ona da alıştım. Mehtap Hanım ne derse harfiyen yerine getirmek için tüm yaşam enerjimi kullandım . hata yada eksik yada fazla yapmak istemiyorum. Ona olan güvenim sonsuzdu ve bu güven hiç bir zaman boşa gitmedi. O bu sayfalarda yüzünü görmediği, adını bilmediği insanlara yardım etmek için yapabileceği her şeyi yaptı.

Tatil yaklaştıkça gerçekten mutluluğum da artıyordu. kilo vermem devam ediyordu ve ben 1,5 yıldır görmediğim anneannemin yanına gidecektim. eminim bu değişimi o da farkedecek ve çok sevinecek hatta kutlamak için koca bir tepsi su böreği yapacaktı :)

Korkmuyordum bu defa tatile gitmekten . eskiden tatil demek rahatlamak ve kilo almakla eşdeğerdi benim için ama bu defa gerçekten her şey çok farklıydı. 15 günlük tatil boyunca hemen her akşam yürüyüş için sahile gittim. hemen her sabah anneannemin yaptığı güzel hamur işlerinden tattım ama makul miktarlarda. bol bol su içtim. metabolizma çayına ara verdim onun yerine ıhlamur ve yeşil çay içtim. tüm yüksek kalorili yiyecekleri yememi öğle öncesine ayarladım sonra aynen zeytinyağlı balık salata meyva yoğrut yemeye devam ettim. Bol bol su içtim. Böylece tatilde ne katı bir rejim derdinde oldum ne de ufak lezzet kaçamaklarından men ettim kendimi.

İşin sırrı dengedeydi ve ben gerçekten dengenin doruklarında bir tatil yaptım. Döndüğümde 1 kilo verdiğimi gördüğümde nedense pek şaşırmadım.:)

Bugün 10 Ekim 2009 Cumartesi. Önce sağlık deyip sınıfa kaydolalı tam olarak 6 ay oldu.


Yaşım:29 Boyum:158 cm. 5 yıllık evliyim. 2 yıl önce doğum yaptım.

13.04.2009: 83 kg

25.09.2009: 57.5 kg

25 kg verdim ben.

İnanmak zor olsa da verdim.

Uzun yıllar sonra ilk defa bir şeyi gerçekten başardım. Ben yaptım, biz yaptık.

Mehtap Hanım'la başardık.:)

Dün 38 beden bir etek aldım.

Evlendiğimde giydiğim S beden eşofman altımı giydim yazıyorum bunları :)

Darısı kalan 3,5 kg.a

Bu beslenme biçimine başlamamış olan arkadaşlarıma sesleniyorum.

Sayfanın sağında etiketler başlığını bulun ve "önce sağlık" etiketini tıklayın. çıkan yazıları kronolojik olarak okumaya başlayın. ama yorumları atlamayın onları da okuyun. sorulan soruları, Mehtap Hanım'ın hemen yada bir sonraki yazısında verdiği cevapları dikkatle okuyun. notlar alın. başarı öykülerini tekrar tekrar okuyun.

Olmaması için imkan yok, olamasaydı benimki olmazdı.

Herşey için herkese, eşime, Mehtap Hanım'a ve de özellikle kendime teşekkür ederim ...:)
.
.
.
22 Ekim 2009'Roma

19 Ekim 2009 Pazartesi

KRITIK DONEMECLER....


Karman corman bir sekilde geciyor hafta...
Kosturarak ama kelimenin tam anlamiyla “haybeye” kosturarak...
Ipin ucu hafiften kacmis, randevularin kaydedildigi telefon, uyarilari randevu kactiktan 24 saat sonra haber vermeye baslamis, Doina utuleri yapmadigi icin, gunun rengi filan diye bir luks kalmamis, ne bulunursa o giyiliyor, ne ortadaysa o takiliyor... El cantasindakilerin agirligi her gecen saat daha da artiyor, benim de rengim soldukca soluyor bu arada...
Aynaya bakiyorum, goruntumu tatsiz buluyorum, hastaneden cikar cikmaz, orada cok sira olur, o randevusuz musteri almaz, onun salonu cok gurultulu filan diye eleyerek, hic musterisi olmadigi icin hep emirlere amade bekleyen evin yakinindaki kuaforde karar kiliyorum...
“Sizin sacinizda kac renk var boyle” diye soruyor kuafor... “Onlara rofle diyorlar ama...” diyorum yorgunlukla... Umutsuzca dokunuyor saclarima...
.
Gidip boyalari hazirliyor, yarim saat sonra nedense bir gariplik hissediyorum ve cok siyah oluyor galiba diyorum... “Yakisir size” diyor... “Umarim oyle bir sey yapmamissinizdir, cok kizarim gercekten” diyorum... “Hayir tabii ki yapmadim, tatli bir cay rengine boyadim” diyor...

Kuaforden “tatli cay rengi” ne boyanmis kapkara saclarimla, kafami komur kovasina sokmusum gibi kararmis bir sekilde cikiyorum...

Federico saclarima bayiliyor, Antonio bir fark goremedim diyor, ben divana atiyorum kendimi ve “yemegimi elime verin ben divanda yiyecegim” diyorum, Federico “ben de annemin yaninda yiyecegim” deyip yanima kosuyor...

Antonio ikimize de kiziyor ama sehpalari onumuze getirip bir de fotografimizi cekiyor... Bunu ben “prensiplerden”, “sofra adabindan”, “cocuk terbiyesinden” filan soz ederken aleyhime kullanmak uzere yaptigini biliyorum ama kendi evimde kurallari istedigim zaman esnetme hakkimi sonuna kadar kullaniyorum...

Ayrica bazen ben de yanlis yapabilirim, bir sakincasi yok, hele bu kadar yorgun bir haftada, hele bu komur rengi saclarimla, "uzuntuden ne yaptigimi bilmiyordum", ya da “o fotograftaki ben degildim, dublor getirmisler” diyebilirim diye dusunuyorum...

Ayda bir kez cumartesi gunu ozgurum... Federico’nun benimle yapacaklarinin listesi o kadar uzunki, baska hicbirseyi programa dahil etmiyorum... Gecen hafta kendisini cok yalniz hissettigini, okula dadiyla gelen tek cocuk oldugunu, benim bu aralar onunla hic konusmadigimi, hep basim onume egik calistigimi soyleyip, icimi kanattigindan beri, kendimi sorgulayip duruyorum..
Onun yaptigi programda benim gitmekten hic hoslanmadigim kucuk luna park ve gide gele programi ezberledigimiz “planetarium” ve astronomi muzesindeki cocuk programi, ev odevlerini benimle yapmak filan var...

Planetaryum’a biletimiz yok... Tabii ki yer de yok... Federico’nun yuzu hemen asiliyor... Bekleme listesinde 7.siradayiz... Olsun diyorum, bekleyelim mutlaka gelmeyen birileri olur... Italyan’lar oyle arayip ta iptal ettirmezler rezervasyonlarini...

Gelmeyenler oluyor ve gosteriye giriyoruz... Cocuklar ciglik ciglik bir gezegenden oburune seyahatlerini surduruyorlar, ben enaz 10 kere buraya geldigim halde gokyuzunde hala kendime niye bir arkadas bulamadigimi, Marsin benden niye hoslanmadigini, niye ikide birde olmayacak acilarda durarak hayatimi karmakarisik ettigini filan soruyorum kendime...


Sonra ayni biletle Astronomi muzesine giriyoruz... Ben bu muzeye gercekten bayiliyorum... Bir turlu cikmak istemiyorum, Federico “anne tamam artik, ben aciktim, gidelim” diyene kadar da oraya buraya uzay gemileri yolluyorum, mevsimleri, yaz oldugunda gunesin nerde durdugunu gozluyorum, yeryuzunun katmanlarini filan inceleyip duruyorum...

Icerde bizden baska kimse yok... Onun icin birlikte fotograf cektiremiyoruz ama birbirimizin fotograflarini cekiyoruz... Cikista “artik biraz da baska muzeleri programa alalim” diyorum, “istemiyorum” diyor... Aklima nerden bildigimi hatirlayamadigim bir sarki geliyor... “ah askim.. aman askim.. sen ne dersen tamam askim...” diyorum ogluma...

“Bu aksam da yemegimizi divanin uzerinde yiyelim mi?” diyor...
"Ben bunu bir dusuneyim, ama baban kizar inanki" diyorum...

Divanin uzerine oturuyorum, hemen yanima yerlesiyor... Antonio caresiz tepsiler hazirliyor getiriyor, “senin yuzun cok kirmizi, cok mu yorgunsun? “ diye soruyor.. Hayir galiba hastalaniyorum diyorum... Hastalaniyorum...

Ama aklimda sizinle bu sabah 08.30’a verilmis randevu var... bir de Federico’ya planetaryum fotograflarini bloga koyacagima dair verilmis sozum...

Gelelim size...

Cok onemli bir asamadasiniz... Simdiye kadar duzenli olarak beni izlediyseniz, en kritik donemde oldugumuzu rahatlikla soyleyebilirim... Metabolizmaya soz gecirememe donemine girmek uzereyiz ve soyle bir iyice sallamamiz gerekiyor onu...
Hani cok neseli bir sarki var ya... Salla... Ardina bakma, salla filan diyen.. iste onun gibi, ardimiza bakmadan sallayacagiz...

Sonra ne yapacagimizi ayrica soyleyecegim... Burada olsaydiniz, sizi teker teker gorme sansim olsaydi, belki daha kolay olurdu hersey ama boyle de imkansiz degil...

Sadece yaptiklarimizin ve yapacaklarimizin aciklamalarini daha iyi oldugum bir zamana birakiyorum... Siz bana guvenin... Yaptigimiz herseyin bir nedeni, bir zamani ve bir sirasi var... inanin bana...

Simdi, bu hafta kahvaltinizi ayni sekilde yapiyorsunuz... Oglen ogununde karbonhidrat ve sebze yiyorsunuz... Yani ekmek ve zeytinyagli bir yemek, ekmek ve etsiz kuru fasulye, mercimek, veya nohut (bitkisel proteinler oglen ogununde), yumurtasiz, bol soganli, maydanozlu, dere otlu, biberli patates salatasi, ekmek ve zeytinyagli dolma, veeyaaaaaaaaaaa... hazir olun... iki dilim borek yiyorsunuz... Ya da makul bir tabak sebzeli makarna (peynirsiz) ya da 2 kasik nohut ya da kuru fasulye konmus “az kuru-az pilav” , bol misirli bir salata filan yiyorsunuz..
Protein yok... yumurta, peynir, balik, tavuk, kofte, doner, hicbirsey yok..

Aksam ogununde ise, hic karbonhidrat yok... Sebze corbasi ve et, ton balikli salata, balik ve sebze, et ve sebze... Omlet, menemen ekmeksiz yemegi basarabilirseniz...

Ara ogunlerden biskuvi kalkiyor... Meyve ve yogurt veya meyve ve ceviz kaliyor... Ya da 4 tane kuru kayisi da yiyebilirsiniz...

Arada cay, yesil cay bitki cayi serbest...

Cuma-cumartesi-pazar sectiginiz bir ogunde yesil corba iciyorsunuz... Pazartesi sabahi asla tartilmiyorsunuz ve beni bekliyorsunuz bugunku gibi...

Su icmeyi, yuruyus yapmayi, saglikliyken, keyifle yemek, keyifli sofralar kurmak uzere, simdilik kendinizle ilgili bir degisim programinda oldugunuzu, sonucun sizi ve cevrenizdekileri mutlu edecegini unutmayarak tabii...

P.S: son iki yazinin yorumlarina cevap yazacagim mutlaka..
P.S2: sarkinin konumuzla hic alakasi yok, dans edersiniz diye koydum... yarim saat dans edince kac kalori yakiliyordu, hatirlayan var mi?

19 Ekim 2009’Roma