Mutfak penceresinden disariya bakiyoruz... Bak yapraklar dokulmeye basladilar bile diyorum, belki degisik renklerde toplayip bana getirirsin birkac tane... Burnunu cekiyor.. Hava cok sicak.. Cok nemli.. Cok yapis yapis... Ama ruzgar var.. Gunes gokyuzunde ama, gokyuzu grimsi...
Anne bu mevsimin adi ne diyor.. Bu mevsimin adi Roma diyorum..

29 Ağustos 2010 Pazar

O BAKISLAR NE ZAMAN BENI GULDURECEK SEVGILIM...?





Niye diye soruyorum kendime?
Nasil olabilir diye bir daha soruyorum?
Bu kadar basit mi, bu kadar kolay mi sebep olmak bir seylere, ya da engellemek korktugumuz bir seyleri...?

Basimizin ustune kaka yapan bir serce, iyi haber mi tasir, 4 yaprakli bir yonca kendi turunun genetik bir kusurunu bize sans diye mi yutturur,

ugur boceginin ayagina Roberto Cavalli terlik mi, yoksa Sergio Rossi ayakkabi mi alsak daha cok ugur getirir,


yorgunluk disinda hangi bollugu tasir da getirir temizlik yapilan evde ortaliga sacilan princler ?

At nalinin atin ayagindan baska nerde ise yaracagini kim bilir?

Sag el kasininca para gelir, sol el kasininca para gider de, ikisi de kasinip durursa egzama nasil tedavi edilir?

Tahtaya vurmak hangi benzer kotu olayi bizden uzaklastirir, terligi duz cevirmek, elbiseleri ters yuz etmemek tersine cevirir mi yaklasan kotu olaylari, yoksa biraz duzen mi gelir yasanilan eve... ?

Geceleri tirnak kesmemek isigin olmadigi donemlerde ertesi gun yemeklerden tirnak cikmasin, merdiven altindan gecmemek, basiniza boya kutusu dusmesin diye soylenmis olabilir mi?





Hadi anladik diyelim 13 cumayi, 17 Sali’yi butun hristiyanlar adina,


uykusu kacip erken kalkan, ya da hovardalik edip uyumayi unutan horozun ne gunahi var?
Zavalli kara kediler, bir cadiyi feci tirmalamis olabilirler mi, birgun bir yerlerde?

Butun evde kalmislar aynalari kirip kirip, bir de ustune gelinin ayakkabisinin altina isimlerini yazmayi unutan saskinlar midir?



Artik dunyadaki butun kilitler baslarinin uzerinde acilsa bile, bahtlari acilmaz mi, tahtlari kurulmaz mi?

Hepsine inanin istiyorsaniz... Hepsine inanin, soylenen herseyi yapin... Biri haric yalnizca...

Guldugunuz anlarin, “ayy hayirdir insallah cok gulduk, inan aglayacagiz” diye keyfini kacirmayin...

Gulun, korkmadan, doya doya gulun...
Eger icinizden gulmek gelirken, aglamaktan korkarsaniz, boyle marslilara donusursunuz, soylemedi demeyin...
.
Bir de nazar boncugu gunluk yasamin icinde, kulturumuzun bir parcasi artik... Ona hicbir sozum yok benim...


P.S1: Okudugum bilimsel bir makalede, bu inanclarin temel nedeni olarak, gelecekteki belirsizliklere karsi strateji eksikliginin yarattigi korku tanimi veriliyordu. Tercume etmeye vakit bulursam sizlerle paylasirim birgun.
-
P.S 2: Bir onceki yaziya yaptiginiz katkilar icin hepinize tek tek tesekkur ederim. Burada yazilan hersey siz okumaya deger buldugunuz icin onem kazaniyor...
.
29 Agustos 2010

7 yorum:

birdutmasali dedi ki...

sağ el ve sol el olayına gerçekten çok güldüm sabah sabah :)))hele egzama kısmına ! :-))

Rahat olalım ne olur !!
Hatta artık kendimizi de rahat bırakalım..
iyi hissedeceğiz diye, rakamları, renkleri,hayvanlar alemini , eli-ayağı olaylara alet edip,birbirine katmayalım !!

nazar deyip herkesin ,bilmem kaç numaralı her bakışına etiket yapıştırmayalım.

İyi düşünelim- iyi görelim elden geldiğince,, Esnek olmaya tüm gücümüzle gayret edip, başardığımız kadarıylada yetinelim.
Daiama akıl-mantık diyelim !!

Ha bu arada, BAK NAZAR BONCUĞUNA BENİMDE hiç lafım yok ! laf ettirmem de zaten.
Bu kadar estetik bir görüntü,güzelim turkuaz renkle birleşip, böylesine anlamlar almışsa vallahi ne mutlu o boncuklara. Lakin NAZAR MAZAR deyip kendimizi kandırmayalım !

Ama Oramıza Buramıza değilde,
ASIL KAFAMIZA ARTIK BİŞECİK TAKMAYALIM .
LÜTFEN YAPMAYALIM !!!!!!

hAYAT yeterince karmaşık. Birde bizler kendimize eziyet çektirip katkıda bulunmayalım...
**********

Sevgiler Canım Mehtap'cığım
ve Tüm Arkadaşlar.

Adsız dedi ki...

Blogunuza ara sira göz atiyorum ve cok renkli bir kisilik oldugunuz kesin. Sizinle saatlerce sohbet etsem eminim sikilmam...Benim icin ölmeden önce tanisilmasi gereken nadide sahsiyetlerden birisiniz... Isvicreden Yesim.
PS: Baykuslara bakis aciniza hayran kaldim.

Adsız dedi ki...

Harika, bu kadar detaylı ve tersine yorumlayarak okuyanı -benim gibi güldüren, gülümseten-nasıl bir birikimdir bu.

Sevilay

misk dedi ki...

Merhabalar:)
sanırım anksiyete karşısında ya beynimize matematik türü sistemler ürettiriyoruz, ya da yüz/bin yıllık insanlık mirası olan geleneklere sığınıp bizi basan o acaip şeyleri savıyoruz başımızdan.. aman, savalım da nasıl savıyorsak savalım! Ben doğru tanımın kendi güzel anında, usulca gelip beni buluşunu defalarca yaşadım. cevaplar geleceği zaman geliyor- herkese cevapları güzellikle gelsin! :)

Tijen dedi ki...

Batıl olanlarını değil ama gelenekleri seviyorum ben. Anadolu'nun düğün adetlerini örneğin. Mesela eskiden kızlar evlenirken yeni evlerine maya götürürlermiş, bir de ateş verilirmiş ki evlerindeki ateş hiç sönmesin, yaşamı boyunca o mayayla mayalasın ekmeğini. Daha öyle çok var ki... Bazıları anlamsız gerçi, ya da belki de değil, kırk günü dolmadan çocuğu sokağa çıkarmamak, alkarası (kimi yerde alkarısı deniyordu galiba) gelmesin diye kırmızı örtü örtmek bebeğin üzerine...

minik dedi ki...

GÜleni,güldüreni;sırf bu yüzden sizi de seviyorum Mehtap Hanım.Sevgiler...

tarih84 dedi ki...

her birinin bizleri koruyan bir yanı olduğunu düşünüyorum.hayatı yaşanılmaz hale getirmediği sürece uymaya devam diyorum.gülme konusuna gelince sanırım insan fazlasıyla rahatlamış oluyor ve savunmasız kalıp üzüntüye döndürüyor yolumuzu bu nedenle olsa gerek güldüğümüzde savunmaya geçip çok güldük hayır olsun inşallah diye toparlanmamız. sağolasın her zaman olduğu gibi yine düşündüren ama bir o kadarda tebessümü eksiltmeyen bir yazı yazmışsın.