Mutfak penceresinden disariya bakiyoruz... Bak yapraklar dokulmeye basladilar bile diyorum, belki degisik renklerde toplayip bana getirirsin birkac tane... Burnunu cekiyor.. Hava cok sicak.. Cok nemli.. Cok yapis yapis... Ama ruzgar var.. Gunes gokyuzunde ama, gokyuzu grimsi...
Anne bu mevsimin adi ne diyor.. Bu mevsimin adi Roma diyorum..

11 Ağustos 2009 Salı

İSTANBUL'U DİNLİYORUM GÖZLERİM KAPALI.. *

Sabah çok erken uyanıyorum..

Herkes uyuyor.. Federico´ya bakıyorum.. Uyuyacağı yeri seçebilme özgürlüğünün olduğu bir evde konuk olduğu için şanslı.. Salonda uyuyor.. Arkasındaki büyük pencerelerden boğaz, sabah karanlığında küçük ışıklarla parıldayan balıkçı tekneleri, ve gökyüzü gözüküyor..

Nilgün`le karşılaşıyorum koridorda.. "Günaydın canım, erkencisin" diyor.. Günaydın diyorum.. Ben senin parmak arası terliklerinle yürüyüşe gidiyorum..

"Sarıyer' e mi yoksa Büyükdere'ye mi yürüyeceksin" diyor.. Gülümsüyorum..

Ben isimleri de yönleri de bilmediğim bir şehirdeyim.. "Önce sağ tarafa, sonra sol tarafa yürüyeceğim" diyorum..

Yorulana kadar yürüyorum.. Ayaklarımda Nilgün'ün Arjantin'den aldığı şıpıdık parmak arası terlikler, param, cüzdanım, kimliğim ve aklımda tek bir telefon numarası olmadan..

Şehir henüz uykuda..

Çok yorulduğum bir anda ayaklarımı denize doğru sarkıtıp oturuyorum.. Nilgün'ün terlikleri boğazda özgürlüklerini ilan etmesinlerler diye ayaklarımdan çıkartıyorum..

Ayaklarıma gözüm takılıyor o sıra.. Damarları belirgin, güneşten yanmış, pedikürsüz görmeye alışkın olmadığım ama iste bu günlerde ojesiz ve pedikürsüz de olabilen ayaklarıma..

Saçlarımında dip boyaları çıkmıştı gelirken.. Hiç olmadığım kadar bakımsız göreceksin beni demiştim bir arkadaşıma telefonda, onun bana ne söylediğini hatırlamıyorum..

Boyasız saçlarımın altında duran başımda saklı aklımı, ojesiz, bakımsız ayaklarımı seviyorum bu sabah karanlığında, öylece otururken boğazın kıyısında..

Sevginin ve dostluğun kıymetini sadece kalbimle değil, beyin hücrelerimle de anlayabildiğim için aklımı, beni o sevgilere ve dostluklara getirdikleri için de ojesiz ayaklarımı seviyorum..

İskelenin hemen yanındaki kahve açılmış ben dönerken.. Hani ben dün de gelmiştim, yanımda param yok, şimdi bir bardak çay içsem, parasını az sonra yollasam diyorum.. "Yaa gel abla gel Allah aşkına, sana para mı sorduk" diyor kahveci.. Bugün günlerden ne diyorum kahveciye.. 11 ağustos abla diyor gülerek..

Çayımı içince ayılırım şimdi diyorum.. Bir yudum alıyorum daha demini yeni yeni alan çay buruk bir tad bırakıyor ağzımda..

İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı...


11 Ağustos 2009' İstanbul



* Orhan Veli

10 yorum:

beenmaya dedi ki...

demek merak ettiğim o gözlerle aynı şehrin sınırları içersindeymişim kaç zamandır ne güzel :)))

laleninbahcesi.blogspot.com dedi ki...

hoş geldiniz İstanbul'a. Damarlarınızdan İstanbul akmaya başlamış bile. Hava da şansınıza efil efil bir kaç gündür. Sevgiler size

...Aslı Cadısı... dedi ki...

Ne kadar güzel anlatmışsınız Mehtap Hanım bizler malesef koşturmaktan keyfine varamıyoruz buraların.

Adsız dedi ki...

Ne mutlu size bu muhteşem şehirdesiniz bense bu şehirden ayrılacak olmanın hüznü içindeyim.Evlendigimden beri bu şehirdeyim arada kısa bir ayrılık yaşadım ama dayanamadım geldim bakalım yine gelebilir miyim tüm mutluluklar sizinle olsun özlem

GZNTPSEDA dedi ki...

Merhaba sevgili Mehtap demek geldi içimden -hanım kelimesini kaldırıverdim-,
Ne güzel bir haber bu, sizinle her ne kadar tanışmasamda yüzyüze gelmesemde aynı şehrin havasını solumak şu an içime mutluluk kattı.
Hoşgeldiniz, sefalar getirdiniz.

Seda Kaynak Arar

suspect dedi ki...

Senden ses duymak güzel :) Yakınlardan gelmesi de sevindirici :) Yarın da yürüyecek misin , ona göre büyükdere ile sarıyer'in ortasında bir yerlerde bulunayım ;) şaka bir yana, seninle yüzyüze görüşebilmek bir gün kısmet olur umarım. yıllardır varolan en büyük sorunumu seninle aştım, bu yüzden çok özel bir yerindesin yaşamımın. dualarım seninle. sevgiler...

zero dedi ki...

Eminim İstanbul da bu karşılaşmadan en az senin aldığın kadar keyif almıştır Mehtap. Eeee eminim böylesi gönül gözü açık güzel insanlar sularına her gün ayaklarını uzatmıyordur. İstanbul, kendisinin kıymetini bilen her güzelin değerini bilecek kadar büyülü bir şehir. Hoşgeldin:)

Güngör Ekinci dedi ki...

Demek sizinle aynı havayı soluyormuşuz da haberim yokmuş.
Görüşmesek de sizi sanal dostlarından kabul etmiş biri olarak aynı şehirde olduğumuza sevindim.
İyi tatiller ve kocaman sevgiler.
http://gungorekinci.blogcu.com/

Hayat dedi ki...

İstanbul' u sevmezse gönül, aşkı ne anlar?.. diye başlarken,
Hoş gelmişsiniz efendiiim, safalar getirmişsiniz, pek iyi etmişsiniz diyorum...
Da..Yetmeeez!... : )
Buralara kadar gelmişken siz, görmeden giderseniz olmaz di mi?
N' olurr, 'Tabii ki olmaz.' deyiverin, hıı???
İki gündür hastanedeyim (gidip- geliyorum, eh, 18 imizde değiliz artık, ârıza kaydı veriyoruz.)
Ennn yakın zamanda sizi görmeyi pek çok isterim, olabilirse?
İçten sevgiler...

Belgin dedi ki...

Mehtapcim, seninle beraber bende gezdim desem inanirmisin, Istanbul´u dinliyorum gözlerim kapali senin sesinden:))
Ekimde insallah bende gidip görebilecegim bu güzel sehri..

Sevgilerimle