Mutfak penceresinden disariya bakiyoruz... Bak yapraklar dokulmeye basladilar bile diyorum, belki degisik renklerde toplayip bana getirirsin birkac tane... Burnunu cekiyor.. Hava cok sicak.. Cok nemli.. Cok yapis yapis... Ama ruzgar var.. Gunes gokyuzunde ama, gokyuzu grimsi...
Anne bu mevsimin adi ne diyor.. Bu mevsimin adi Roma diyorum..

18 Haziran 2010 Cuma

WOMAN IN BLACK AT MILANO...

Her yolculuktan epeyi bir zaman once, annem tembihlerine baslar, “Mehtap’cim, yavas yavas valizini hazirlamaya basla, son dakikaya kalmasin” diye... Inadina, her yolculukta her isim son dakikaya kalir, hersey ust uste gelir, son gece hep valiz basinda uykusuz gecirilir...
Milano yolculugu oncesi sadece annem degil, Gulcin’de ciddi bir bicimde ataga geciyor ve unutulmayacaklar listesini bile yolluyor... “Merak etme, ben degisiyorum, sakin sakin hazirlanacagim bu sefer “ diyorum...

Oyle de oluyor... Yavas yavas ve sakin sakin gec kaliyorum bu sefer... Hic stress yok... Son gun Federico’nun yil sonu gosterisi, aksam onun sinif yemegi filan var ve birakin valiz hazirlamayi, valizimin nerede oldugunu bile hatirlamiyorum... Evin kontrolu cok uzun zamandir yardimcimiz Doina’nin elinde cunku... Aksam yemekten donunce, valiz aranip bulunuyor, Gulcin’in “sakin unutma ! “ listesi gozden geciriliyor, kendime ait kongre yolculuklarinda hazirlanacaklar listesine bakiliyor ve gecenin korunde, yavas yavas, sakin sakin “ne giyecegim” dusuncelerine gark olunuyor...
.
Kararliyim, degisecegim... 5 gunluk kongreye, iki valizle gitmek yok... En az, en sade bicimde gidilecek ve donulecek... Zaten yaklasik 3 bin kisinin katildigi bir kongrede, ancak balik adam kiyafeti giyersem garipsenirim o kadar... Akillica davranmaya karar verip, ayakkabi, canta, aksesuar degisikliklerini en aza indirmek icin tek renk bir valiz hazirlamaya karar veriyorum ve gri elbise ceketimi, zumrut yesili elbisemi, lacivert cizgili ceket etegimi dolaba geri asiyorum... Etek giymemeye karar verip, coraplari geri koyuyorum, siyah jorjet bir pantolonu gece icin, baska iki siyah pantolon ceketi gunduz icin, pullarla isli siyah bir bluzu formal olmayan yemekler icin, ipek bir baska siyah bluzu da daha resmi karsilasmalar icin koyuyorum, bir kac pamuklu t-shirt , birkac aksesuar, iki canta, makyaj seti filan, hepsi bir trolleye sigiyor...

Kendimi garip hissediyorum... Ben bu kadarcik seyle piknige bile gidemem cunku... Ama bu yil zaten konusmam yok, 3 tane posterim var ama onlarin da onunde genellikle kimse durmuyor kongrelerde...Butun bunlari annemin ve Gulcin’in sozlerini dinleyerek yavas yavas ve sakin sakin sabaha kadar uyumadan yapiyorum...

Yolculugum cok keyifli geciyor... Antonio’nun ben seni birakayim teklifini geri ceviriyorum, Federico’yu okula birakiyorum, oradan trene gidiyorum... “Freccia Rossa” yani kirmizi ok ismi verilen hizli trenle seyahat ediyorum. 6,5 saatlik yol, 3 saate iniyor... Tren inanilmaz rahat, koltuklar sezlong gibi, gazeteler dagitiliyor, hos geldin kokteyleri ikram ediliyor sabahin korunde... Benim elimde yakin turk tarihi ile ilgili bir kitap var ama kapagini bile acmadan, yari uyur vaziyette camdan disari bakiyorum, kahvemi yudumluyorum...

Milano Google’in soylediginin aksine yagmurlu degil ama her zamanki gibi gri... Bir moda baskenti oldugu, her kosesinden hissediliyor... Magazalar, insanlar, kafeler, sokaklar hep bakimli ve “elegan” insanlarla dolu... Roma’ya kiyasla, genel bir “fit” hava var, az sayida sisman insan goze carpiyor. Ayrica Roma’da hem is yerlerine hem de gunluk hayata hakim olan biraz daginik, biraz umursamaz sayfiye havasindan cok daha ciddi ve derli toplu giyimli herkes... Bir kadinin kendi goruntusune yapabilecegi en ciddi darbelerden birisi olan bluzdan gozuken camasir askisini 5 gunde bir kac turist haris hemen hemen hic kimsede gormuyorum... Oysa bu Roma’da cok siradan bir olay... Milano’yu yine de cok sevemiyorum daha onceki gelislerimde oldugu gibi... Kendinden olmayan herkese tepeden bakan bu hava, beni rahatsiz ediyor... Ustelik hizmet vermeyi sevmeyen, Italyan’lara yakismayan bir asik suratlilikta bu sehir...
.
Kongre cok kalabalik, kongre binasi cok guzel ve cok modern... O salondan oburune kosup, mumkun oldugunca cok sey izlemeye calisiyorum ve firmalarin urunlerini tanittiklari, ivir givir hediyeler verdikleri bankolara hic yanasmiyorum... Ikinci gun bircok workshop var, ben kritik kanamalarla ilgili olana katilmaya karar veriyorum ve ismimi bir gun onceden yazdiriyorum... Sonra iki yildir uzerinde calistigim projede urununu kullandigimiz firmanin bankosuna yanasiyorum...
O gune kadar firmayla hicbir direkt iliski kurmamak benim tercihim ama sadece bir merhaba demek istiyorum ve sanirim orta dogu asilli bir Fransiz olan firmanin genel mudurunu, posterimi gormeye davet ediyorum... Gidiyoruz... Okuyor... “Bir kahve icelim lutfen” diyor... Kahvemizi icerken “benim niye sizden haberim yok ?” diye soruyor... “Bilmem, hic ilgilenmediniz” diyorum... “Yarinki workshop’a davetlim olarak katilin” diyor, “hayir ben kritik kanama konusunu dinlemek istiyorum” diyorum... “Yanlis anladiniz, konusmaci olarak davet ediyorum” diyor...
.
O kadar cok guluyorum ki... “Bu nasil yersiz bir davet” diyorum, “bugunden yarina, siz konuklarinizi coktan davet etmisken, program basilmis, artik hersey belirlenmisken, hic olacak sey mi? Ustelik ben bir gecede boyle bir konusmayi nasil hazirlayayim, saka mi ediyorsunuz, asla kabul etmem” diyorum, kahve icin tesekkur edip yanindan ayriliyorum...

Sonra aksam icin “Yasli Domuz” isimli Michelin listesinde yer almis restorandaki yemek davetini kabul ediyorum, ogleden sonrayi Roma’li iki meslektasimla Milano turu atarak geciriyorum ve yavas yavas, sakin sakin otele donuyorum.






Otelde beni cok formal bir mektup bekliyor ve workshop’ta konusma davetini israrla yineliyor firmanin genel muduru. Oturuyorum, dusunuyorum ve “aman canim ne olacak, iki yildir calistigim konu, alt tarafi 40-50 kisiye konusacagim, ne var yani” diyorum... Pendriveim ve laptop’um yanimda... Calismanin genel olarak sonuclari, universitede bu konuda verdigim dersle ilgili slaytlar da var, herhalde birsey cikartirim ortaya diye dusunuyorum.

Yasli Domuz Restoraninda her taraf domuz dolu... Nereye baksaniz domuz var ama yemekler domuzla sinirla degil... Cok keyifli ve lezzetli bir yemek yiyoruz, 3 kadeh Nero d’Avola sarabi iciyorum... Sonra laf arasinda ertesi gunku davetten ve Signor Antoione’in oylesine soyledigi 15.000 euroluk workshop’tan soz ediyorum. 40-50 kisilik bir toplanti icin anormal bir para diyorum...
Masada hafif bir sessizlik oluyor. “O workshop Auditorium’da galiba” diyorlar... Guluyorum, “hadi canim” diyorum... Kontrol ediyoruz, dogru...

Bu su demek, salon 30-40 kisilik olanlardan degil, 1500 kisilik bir salon... Yani ben bir gecede 1500 kisinin karsisinda yapacagim konusmayi hazirlayacagim... Ustelik 3 kadeh kirmizi saraptan sonra... Oyle mi?
.
Pacalarim tutusuyor... Ama gercekten tutusuyor. Otele donuyorum, odama kahve istiyorum, hemen bilgisayarin basina oturuyorum... Kendime inanilmaz derecede kiziyorum, bir yandan da, ne soyleyecegimi bile tam bilmeden beni israrla davet eden Signor Antoine’a daha da cok hayret ediyorum...
Sabah 5’e kadar, konusmami hazirliyorum, guzelim gri ceket elbisemi ya da lacivert takimimi getirmedigim icin kendime daha da cok kiziyorum, yanimdaki tek uygun siyah kiyafeti , icine koca fiyonklu aslinda cok ta sevmedigim ipek bluzu giyiyorum, bir dahaki sefere Gulcin ne derse dinleyecegim diyorum... Yine de alinan karara uyarak nabzim 110 civarinda atsa da, yavas yavas ve sakin sakin kahvaltimi yapiyorum...
.
Konusmanin nasil gectigini anlatmayacagim... Ama sonunda bu firmanin onumuzdeki eylulde baslamayi planladigim bir arastirmaya sponsor olmayi kabul ettigini soyleyeyim...
-
Milano’yu gecen seferlere nazaran birazcik daha cok seviyorum ama yine de Roma’ya donunce, “bu ne guzel bir sehir boyle, iyi ki burada yasiyorum” diyorum... Trenden iner inmez 1. ve 2. Can'la ve Linda ile beraber lahmacun yemege gidiyorum...
.
"Kongre nasil gecti ? "diyor Antonio... Gulumsuyorum...
Hayret edilecek derecede yavas ve sakin bir kongreydi diyorum... Basladigi gibi bitti...
-
P.S: Ne uzun ne gereksiz bir yazi olmus... Yeni kararlarimin icine kisa yazilar yazmayi da dahil ediyorum bugun... Hergun bir paragraf okuyun ya da hic okumayin, siz bilirsiniz...
P.S2: Muzigi dinlemek icin galiba play tusuna basmak gerekiyor. "Donne" yani kadinlar icin bu sarki...


18 Haziran 2010’Roma

31 yorum:

oyuncu dedi ki...

İstanbul'da bu sabah Milano gibi gri bir sabaha uyansakta yazınızı görünce grilik bir ölçüde olsa dağıldı.

Bugünlerde sağlıkla ilgili yazılarınızı tekrar tekrar okurken bloğunuzu sık sık ziyaret ediyorum,sizden ses çıkmayınca endişelenmeye başlamıştım.

Yazınız sizin söylediğiniz gibi uzun ve sıkıcı değil. Hep bizim başarılarımızı destekleyip, övecek değilsiniz ya.Sizin adınıza çok sevindim,bunları yapan benim arkadaşım (eğer izin verirseniz)diyerek sizinle gurur duyarak kendime de bir pay çıkarmadan edemedim.

Başarılarınızın devamını dilerken,kendinizi bu kadar da özletmeyin diyorum.
Sevgi ve saygılarımla
nc

Mehtap Pasin Gualano dedi ki...

Sevgili nc, sabah kuslari iki tane galiba... Biri orada, biri burada..:-))
Aslinda bahsettigim bir basari oykusu degil, cunku sadece bir konusma hepi topu... Bahsettigim yasadigim degisim... Programimda dogru durust kahvalti etmek ve duzenli uyumak ta var...
Erken yatmaya calistigim icin aksiyor yazilarim... Yine de tesekkurler... Tabi ki arkadasiz bu arada... Bunca seyi paylastik buradan oyle degil mi?

Mehtap Pasin Gualano dedi ki...

Bu arada blog hayirli olsun... Merakla bekliyorum...

ferulago dedi ki...

Bilakis zevkle okunuyor, hemen bitiyor :)

Mehtap Pasin Gualano dedi ki...

Gunaydin Ferulago, sanki beraber kahvalti yapiyormusuz gibi oldu bu sabah..

Adsız dedi ki...

Üslup o kadar başarılı ki nasıl başlayıp bittiği anlaşılmıyor inanın okurken :)

Nükhet Z.

Leylak Dalı dedi ki...

Fırsat buldukça, ne kadar uzun yazabilirseniz yazın, sizi okumak bir zevk...

beyhan dedi ki...

Merhaba; öyle özlemiştim ki sizi bu yazı uzun değil kısa bile geldi. Ben aylardır, sessiz sakin sizi izliyor bir gazete köşe yazarını takip eder gibi takip ediyor, her gün günde bir kaç defa ziyaret edip boş geçmemek için eski yazıları iş yerinde dönüp dönüp okuyan eve gidince hızını alamayıp eşine anlatan size hayran olmuş biriyim bu yazıları toplayıp bir kitap haline getirmelisiniz. Böyle çalışan böyle enerjisi olan insanlara hayran olmuşumdur size de öyle başarılarınızın devamını dilemek basit mi kaçar enerjiniz hiç bitmesin diyorum.Sevgilerimle beyhan

fulya dedi ki...

Ben blogunuza düzenli girerek (hemen hergün) acaba yeni ne yazmış diyerek? okuyanlardanım. İlk kez yazılarınızı okurken çok keyif aldığımı, hiç sıkılmadığımı belirtmek için yazmak zorunda hissettim kendimi. Sade, akıcı ve nitelikli yazılarınız için teşekkür ederim.

enne dedi ki...

Yavaş yavaş ve sakin sakin okudum. Bana çok şey öğretti bu yazı. Yavaşlamanın, sakinliğin ne kadar önemli olduğunu ve stresi uzaklaştırdığını mesela. Ya da yaptığın işi ne kadar severek, bilerek yaparsan aniden çıkan bir toplantı/sunum işinin çok zor olmayacağını ve de en önemlisi mutlaka seyahatte yanında güzel bir kıyafet olması gerektiği:)

Rose dedi ki...

sevgili mehtap hn merhaba!bloğunuzu sık sık ziyaret ediyorum.bizimle paylaştığınız bir müzik vardı ve benim çok hoşuma gidiyordu.o hangi müzikti yazabilir misiniz acaba?dinleyemiyoruz artık:(..gülen yüzünüzü ve güzel yazılarınızı hep görmek ve okumak istiyoruz..
bu sabah yine yazınızı okudum ve gülen yüzünüzü görünce kız kardeşimi görmüş gibi çok mutlu oldum,siz de hep mutlu olun dilerim..rose

minik dedi ki...

Merhaba ,
mutlu mutlu okudum yazınızı...Bitek şeye itiraz edeceğim.Lütfen etek giymeye devam edin.Bayılıyorum iş ortamındaki kadınların etek giyip şıkır şıkır gözükmelerine...

Meyvelitepe dedi ki...

Günaydın, yazınız uzun, ama akıcı olduğundan bir çırpıda okunuyor, böyle yoğun bir 5 günün özeti için kısa bile. Ayrıca yeni araştırmalarınızda başarılar.

Yazınızı okurken alışkanlıkları değiştirmeye çalışmanın, hele işin içinde "zamanı kullanmak" da varsa ne kadar zor olduğunu düşündüm. Siz yavaşlamaya çalışıyorsunuz, ben de bir zamanlar azıcık daha hızlanabilmek için ne kadar uğraştığımı hatırladım. Kolay iş değil, ama (genlere işlemiş kısım tamamen değiştirilemese de) zamanla fark görülüyor. Biraz olsun dinlenebilmek için başladığınız bu yorucu yolculukta kolaylıklar diliyorum size.
Sevgiler
Jale

Sibel dedi ki...

İyi ki paylaştınız, ben çok zevkle okudum. Kısaltmayın yazılarınızı lütfen, daha çok yazın hatta. Öyle güzel bir anlatımınız ve Türkçeniz var ki, siz ne yazsanız okurum keyifle.

Sadeleştirmek gerekiyor yolculukları değil mi.. Ama iş için olunca gereksinimler farklı oluyor. Yoksa tatil için en büyük hedefim tek bir sırt çantasıyla çıkabilmektir benim. Öğrencilik yıllarımda yaptığım da olmuştur hani!

Güzel şehir Roma'ya ve size kocaman sevgiler...

sinem dedi ki...

bende keyifle okuyanlardanım her yazını ne kadar uzun olursa olsun o kadar güzel akıyor ki..
eminim sunumlarında öyledir, seni dinlemek ayrı bir keyiftir...

GZNTPSEDA dedi ki...

Uzun ve gereksiz değil su gibi bir yazı olmuş.Sonuna nasıl geldiğimi anlamadan okudum.
Harikasınız,
Sevgiler,
Seda

Zamandan Sızan...KIYMET dedi ki...

Mehtap özlemişim seni bu bir doğum günü mesajın için çokca teşekkür ediyorum bu iki çok önemsiyorum senin satırtlarını buda iki üç senin yazıların su gibi bayılıyorum samimiyetine..Sana Türkiye'den bulmalı asıl sponsor nasıl yapmalı etmeli ama bulmalı çok şey kaçırıyor bu memleket yine :/
Sevgiler Ankara'dan..

funda dedi ki...

mehtap ne uzun zaman oldu hiç konuşlamadık. ben yoğunsun diye ses çıkarmıyorum hiç ama unutmuyorum da bilesin..
okuyorum ve hala bayılıyorum sana

annemineli dedi ki...

Çok güzel bir paylaşım olmuş,ellerinize,kollarınıza ve kaleminize sağlık,ayrıca teşekkürlerrr..Sevgilerrrrr...

Adsız dedi ki...

Uzun mu? Bir solukta okudum. Diğer yazılarınız gibi.

birdutmasali dedi ki...

Yooo kadın her daim kadın gibi olmalı diyenlerden ve düşünenlerdenim..

ayrıca hayat ne kadar hızlı olursa olsun ben sakin adımlardan yanayım,
hız daima hayatı süratle atlamaktır !!!

Konuşmanı bilemiyorum :) ?
ama yazmanı çok çok önemsiyorum !

değişime gelince :
Bir insanın başına gelecek en radikal yapılanma olduğuna inanıyorum.
Yeni bir 'ben' olmak gibisi yoktur.

sanada çok iyi gelecek bunuda BİLİYORUM.

Gez gör gel,
ama HEP YAZzzzz EMİ ? :))

SEVGİYLE...

Adsız dedi ki...

Sevgili Mehtap,

Çok çok tebrik ederim, hem konferansın başarısı için, hem de özgüveniniz için.

Resimde çok huzurlu ve güzel görünüyorsunuz. Ayrıca samimi olarak ben o bluze bayıldım.

Sevgiler

Emel

Sıradan bir balık dedi ki...

Selam Mehtap Serpil ben..Elimde kahve keyifşe okudum yazını..Roma dan Roma ya selamlar:)))

Çiğdem Atabey dedi ki...

harikasın Mehtapcım, zaman yetmiyor diyordun ya, bak yavaş yavaş ve sakin sakin yaşayınca bayağı bi yetiyormuş.. :))

kucaklıyorum kocaman..

Ayazma dedi ki...

Yazınız hiç de sıkıcı değil, aksine sonunu merak ederek, zevkle okudum. :)
Ayrıca sizi hiç tanımama rağmen gururlandım yaptıklarınızla.. Başarılarınızın devamını dilerim.Size ulaşabileceğimiz bir e-posta adresiniz var mıdır acaba? Blogda göremedim..
Sevgiler,
Pınar :)

kekik dedi ki...

Sevgili Mehtap,

Yazıların koşuşturmacalar arasında rahati sakin bir ara vermemi sağlıyor! Sen hep yaz, nefesimiz kesilmesin:)

Candan

Adsız dedi ki...

sevgili mehtap hn,

sizi sevgiyle ve hayranlıkla takip eden sanal arkadaşlarınızdan biriyim. her yazınızı okuduğunda günüm aydınlanıyor yazıda hüzün bile olsa...o kadar sahicisinizki anlattığınız duyguların hepimizin de yaşamında karşılığı var.inşallah temmuz başında o güzel şehrinizi göreceğim ,ben de hayatımda artık çok istediğim hiç bir seyi ertelememe kararı verdim.birinci sırada kız kıza bir italya gezisi vardı .venedik floransa ve tabiiki roma...:))

sevgilerimle
asu ercan

Terazi dedi ki...

"bu sefer 1 gün önceden hazırlanacağım" diye karar vermek ama sonrasında valiz önünde geçirilen uykusuz gece, benim de olmazsa olmazlarımdan Mehtap. Her seyahetimde, "buna gerek olmaz" deyip vazgeçtiğim ama sonradan 'illa da o parçaya şiddetle ihtiyaç duyduğum' öyle çok zamanlar olmuştur ki... Daha dün döndüm böyle bir yolculuktan üstelik :))

Yazdıklarını yine keyifle ve bir solukta okudum. Çok mütevazisin, farkındasın, değil mi? Yazdıkların sana "uzun, gereksiz" gelse de biz onları çok beğenerek okuyor ve faydalanıyoruz. Bu yüzden "yavaş ve sakin ve canın istediğinde" yazmaya devam et. Lütfen!

Sevgilerimle

asmabahce dedi ki...

Hiç uzun ve gereksiz değil, bir solukta keyifle okudum.

Adsız dedi ki...

Hello cοlleagues, hοw iѕ the whole thing,
anԁ what yοu wish foг to say regardіng this artіcle, in my ѵieω
іts tгuly awеsome fοr me.


My blоg post russian based website

Adsız dedi ki...

Ηello, I desire to subscribe for thiѕ blog to get most recent updates, therеfore where cаn i do it pleasе help.


Feel fгeе to surf tо my
ωеb pаge - free chat