Mutfak penceresinden disariya bakiyoruz... Bak yapraklar dokulmeye basladilar bile diyorum, belki degisik renklerde toplayip bana getirirsin birkac tane... Burnunu cekiyor.. Hava cok sicak.. Cok nemli.. Cok yapis yapis... Ama ruzgar var.. Gunes gokyuzunde ama, gokyuzu grimsi...
Anne bu mevsimin adi ne diyor.. Bu mevsimin adi Roma diyorum..

17 Mart 2010 Çarşamba

ADAGIO*...


Onemli bir toplantiya katilacagim... Onemi ben onemsedigim icin, yoksa aslinda konusulacak konulara cok tanidigim ve yeterince hazirim...


Toplanti Roma’nin en eski ve ozel semtlerinden birindeki kucuk bir otelde yapilacak... Guzel ama siradan bir otel... Bu siradanligi yok eden teksey, inanilmaz guzel dosemesiyle kis bahcesi...


Tomar tomar gazeteler dergiler, yumusacik beyaz koltuklar, kenarlarinda deve tuyu rengi battaniyeler...

Insan bilimsel bir toplantiya gidince, kis bahcesinde battaniyelere sarinip gazete okuyamaz ki... Zamaninda Antalya’da “Mehtap, kos hoca seni ariyor” diye yuzme havuzundan cikarilmisligim, saclarimdan sular damlaya damlaya kongre salonuna gitmisligim vardir ama gencligime vermislerdir herhalde diye umuyorum dusununce...


Artik buyudum, uslandim... Oturup konusulanlari dinliyorum guzelce, notlar aliyorum, sorular soruyorum, cevaplar veriyorum filan...

Gunler oncesinden ne giyecegime karar veriyorum... Kolyemi, kemerimi, kupelerimi, coraplarimi filan secip kenara koyuyorum... Sevdigim insanlarla karsilacagim, cok hos, cok guzel gozukeyim istiyorum...


Hic sevmedigim insanlarla da karsilacagim... Onun icin daha da cok hos ve guzel gozukeyim istiyorum...

Ikisi de olmasa, Gulcin’in “insan kendisi icin guzel giyinmeli ve bakimli olmali teorisine” yurekten inandigim icin, cok hos ve guzel gozukeyim istiyorum...
Sabah erkenden kalkiyorum... Federico’nun kahvaltisini hazirliyorum... Karar dun aksamdan verilmis, onu okula ben birakacagim, sonra toplantiya gidecegim...


Kosusturuyorum... Sacim, makyajim, ojelerim, dosyalarim, yeni kullanmaya basladigim parfumum, kiyafetimle ayni renkteki siyah-bej cizgili kalemim filan hersey hazir... “Anne gec kaliyorum” diyor Federico, “ben coktan gec kaldim hayatim” diyorum ona... Asansorde ona sariliyorum, aynada kendimize bakiyoruz... “anne, cok guzel olmussun” diyor, “biliyorum” diye cevap veriyorum, o sirada gozlerim ayaklarima takiliyor...


O da ne...? Aman Tanrim! Cabuk eve donmemiz lazim” diyorum Federico’ya... “Anne, inanmiyorum, olamaazz” diyor...

Cok komigim, siyah ceket etek, siyah bej enine cizgili cool wool suveter, bej rengi ipek gomlek, siyah kristal tasli yuzuk filan hersey tamam da, ayaklarimda leopar desenli puf puf terlikler var...

Bu hafta surekli birseyleri unutuyorum, koltugun uzerinde uyuyup kaliyorum, nobet listesini, hasta randevularini herseyi birbirine karistiriyorum... Ferat’a Fetat yaziyorum, Diana’ya aldigim randevunun gununu karistiriyorum, Federico’nun okuluna gitmem gerektigi aklimdan cikiyor, “aaaa, bana mi soyledin, ne zaman soylemistin” diyorum her habere...

Toplantida bir ara, surekli iiiiiiiiiiii---iii lamaktan soyledigi hicbir seyi dinleyemedigim konusmaciya daha fazla tahammul edemeyip, kis bahcesine kaciyorum... Yumusacik beyaz koltuklara gomulup, bogurtlen cayi icerken dusunuyorum...

Yorgun muyum neyim?

Degilim aslinda... Hayatin ritmi bu sekilde bu son zamanlarda... Yarim kalmis seyleri ayiklamaya, toparlama, cozmeye calisirken zamanim cok kisitlaniyor...
Antonio’yu ariyorum, sabahi anlatiyorum, simdi cay iciyorum diyorum, yagmur yagiyor keske evde kalsaydin diyor...
Antonio ile tanistigimdan beri, ikimizin arasinda bircok sey surekli degisiyor, yenileniyor, farklilasiyor... Degismeyen tek sey 16 yildir, her yagmur yagdiginda Antonio’nun bana “evden cikmasaydin” keske demesi... Beni suda eriyen birseyle eslestiriyor nedense...”Cok yorgunsun” diyor... Degilim aslinda...


Ben sadece biraz yavaslamak istiyorum... Ritmimizi yavaslatmak, balkondaki kaktusun kuruyan yapraklarini, sanki baska yapacak hicbir sey yokmus gibi temizlemek, supermarkette aldigim herseyin etiketini tek tek okumak, yarim kalan kitaplarimi aylardir biraktigim kosede bekleme cezasindan kurtarip, yeniden okumaya baslamak, salondaki divana uzanip, birikmis eski gazeteleri hatmetmek, cekmeceleri-dolaplari duzeltmek, farenin kafesini temizlemek, ona yeni bir cingirakli oyuncak almak icin 4 dukkan dolasmak o arada kendime birsuru gereksiz ivir zivir almak, semsiye almaya cikip, elimde yeni tuzluk biberliklerle donmek, bu kadar sistemli yasamamak istiyorum...

Ritmimizin yavaslamasina ihtiyacim var... Kosusturma duygusunu birakmak, hatta ortadan kaldirmak istiyorum... Hicbirsey yapmamam mumkun degil ama yapmamisim gibi hissedeyim biraz istiyorum...

Onun icin ben biraz gidiyorum... Sadece blogumdan degil, izledigim ve bence artik bitmis olmalari gerekirken projenin bagli oldugu merkezin bir turlu toparlanamamasi yuzunden, sonu gelmeyen ve bu yuzden bana gina gelen TV dizilerine benzeyen iki projeden de ciktim...Provida’nin toplantilarina da gidemiyecegim, uzgunum ama oyle iste... Budist arkadaslarim zaten yuzumu unutmuslardi bu gidisle hatirlamiyacaklar kolay kolay...

Spining’i birakmadim cunku daha dogru durust baslamis bile sayilmam... Haftada 1 kere gidiyorum...


Iste boyle... Buralardayim ama biraz yavaslamis bir ritmde...

Siz ben donene kadar kendinize iyi bakin... Her zaman bana konuk gelebilirsiniz... Belki bazen bir siir birakirsiniz, bir konu, bir fotograf, bir haber kimbilir...


Benim gercekten biraz "adagio" yasamaya ihtiyacim var...



Dondugumde hala buradaysaniz gorusuruz, yok eger degilseniz hersey icin iyi sanslar...




17 Mart 2010'Roma


*bir muzik terimidir. Yavas ritmli anlamina gelir


11 Mart 2010 Perşembe

FILIZ'IN YENI YASI, YENI DURUSU, TANIDIK GUZEL GULUMSEMESi...


“Günaydın,

Bugün benim doğum günüm.45 yaşımı çok sevdim.46 yaşımı şimdiden daha da çok sevmeye başladım.

Yaşamımda önceliğim yakınlarım ve memleket meseleleri olmuştu.artık bunlara birde kendimi ekledim.hayatımda artık filiz'de var ve ben onu seviyorum. katkılarınızdan dolayı hepinize teşekkür ederim. “ Filiz

Mesajiyla basladi gunum... Oglumu bugun okula ben biraktim, istedigi yere oturabilecek kadar erken ulastik sinifa, sonra gidip en sevdigim barda mis gibi kokan bir kahve ictim kendi basima, faremize yem aldim, eve dondum...

Filiz’in guzel oykusunu yeniden okudum... Ona butun kalbimle saglikli, keyifli, yasamayi diledigi gibi bir yeni yas diliyorum... Boyle guzel gulmseyen bir kadina, umarim hayat hep onu gulumsetecek oykuler yasatir...
......................................................................

Merhaba,


ben Filiz.Bu güzel sınıfın şanslı öğrencilerindenim. 8 ayda 16 kg vermeyi başardım. 72 kg idim, şimdi 56 kg. dayım. 3 aydır (9 ayım kalmış)kilomu koruyorum.
Ergenlikten itibaren klasik yurdum kadını formunda olan ve kendimi şişman hissetmem için çevremden sıkı destek alan bir kadın olarak yaşıyordum. Sigara içerdim. Fakat sonra sigaradan rahatsız olup bırakır oldum, daha sonra rahat rahat sigarayı bırakabildiğimi farkettim. Çünkü 6 ay sonra herhangi bir nedenle tekrar başlıyordum.

Bu arada 21 yaşında dünya tatlısı yakışıklı bir oğul annesiyim ve 5 yıldır yalnız yaşıyordum. 5 yılı boşa harcamadım,kendimi tanımak için yardım aldım ve çok verimli bir süreç yaşadım. Ne istediğini ,niçin istediğini bilen; hayır demeyi öğrenmiş,kendisiyle barışık bir yaşam sürüyorum artık.Kolay olmadı ama ilk kez kendim için birşeyler yapmayı öğrendim.

Bu arada kronik bir hastalığım olduğu gerçeğiyle karşılaştım. Haşimato... Depresyonun ne ve nasıl olduğunu biliyordum ama daha da beter bir durumdaydım. İlk kez bir hastalığım olduğuna hekim arkadaşımla birlikte çok sevindik. Halimize şaşırıp çok gülmüştük sonra. Düzenli ilaç kullanmam gerekiyordu,rutin kontrollerimi yaptırmam ve sanki vucudumdan salınıyor gibi hep aynı saatte ilaç almaktan başka yapabileceğim hiçbirşey yoktu.4 ay sonra inanılmaz bir tatlı yeme isteği başladı. Bu zaman zaman olurdu fakat yedikçe daha fazla yiyor ve daha çok acıkıyor, üstelik kilo alıyordum. Tekrar testler yapıldı ve insülin direncim olduğu saptandı. Bu sefer sevinemedim. Ama daha önemli bir şey öğrendim, eğer doğru beslenmeyi öğrenir ve düzenli egzersiz yaparsam bu hastalıktan kurtulabilirdim. İlaç başlandı ve kilo vermen gerekli denildi.

Diyet, egzersiz yazılıp bir diyetisyene yönlendirildim. Verilen klasik listelerdi. Bu işin mantığı beni rahatsız etti. Ben işin mantığını kavrarsam ve doğruluğuna inanırsam sorun yaşamam, mutlaka çözerim, hallederim, yarım bırakmam. Zorlanıyordum , yaklaşımın basitliği ve sıradanlığıda beni rahatsız etmişti ‘al listeyi eline -uygula’. Bu iş o kadar kolay olsa kimsenin kilo verme sorununun olmaması gerekirdi diye de düşünüyorum.
.

2009 yılının nisan ayındaydık.Yine, çok sevgili hekim arkadaşım; ‘bilirsin beni, farklı siteleri takip ediyorum , bir site var 4 ihtisaslı bir hekim ve hemde bayan, ben çok severek takip ediyorum, sende baksana, sevebilirsin’ dedi. ‘Bu aralar sanırım bir diyet programına başlayacaklar daha doğrusu tam diyette denmez sen bir bak sanırım senin için uygun olacaktır adı ‘mevsimlerden roma’’ dedi.

Adıyla başladı ilgi çekiciliği, adının tanıtım yazısıyla devam etti ve mehtapla tanıştım. Arkadaşım yanılmamıştı. Akıl, mantık, kararlılık, özgüven ve yalnız olmadığını bilerek kollektif bir güçün parçası olmak; dünyada bir kişi bile başarmışsa senin başarmaman için bir neden yok diyen bilgi ve yüreğini bizimle paylaşan güzel bir anne, kadın ,hekim,….mehtap. takıldım arkasına .ne dediyse harfiyen yaptım.

Doğru beslenmeyi öğrenecek, yemek yeme alışkanlıklarımı değiştirecektim, en çok sevdiğim yemek yapma faaliyetinden tek başına yaşarken vazgeçtiğim günleri geride bırakıp, kendim için yemek yapmaya başladım. Başlangıçta mehtap ne dediyse sadece onu yapıyordum. İşime de geliyordu. Henüz mutfağa tekrar girmeye tam olarak hazır değildim.

Deneyimlerini paylaşan bir arkadaşımız verilen listeleri kendisinin nasıl çeşitlendirdiğini paylaştı bizimle. Çok yaratıcı ve güzel tarifleri benim tekrar mutfağımla buluşmama vesile oldu. Bu arada bizden istenenleri düzgün birşekilde yaparsak ayda 4-6 kg vermemizin beklendiğini öğrendik. Ben ayda 2kg verebiliyordum. Haşimato nedeniyle olduğunu düşünüyordum.

Mehtapla paylaştığımda haşimatodan değil insülin direnci nedeniyle olduğunu ve beni kutladığını belirtti. Motivasyon üst düzeyde gidiyordu; hergün ilk iş ‘mevsimlerden roma’ olmak, anlamak, uygulamak, tüm kışkırtıcılara karşı kör ve sağır ve de koku alma duyusunu kaybetmiş şekilde davranmayı öğrenmek.

Bu durumda mehtap ve tüm sınıf biraradayız, kafamıza ne takılırsa soruyoruz, birbirimizin sorularından öğreniyoruz, yaptığımızherşeyin mutlak bir nedeni olduğuna inanmasak ve mehtap’a güvenmesek birde bu sıkı program ömür boyu sürmeyecek ideal kilolarımıza ulaşıp,1 yıl da korumayı becerirsek ömür boyu rahat edeceğiz, bunları bilmesek ne mümkün bunları yapmak.

Bu duygular işin başındayken vazgeçmenize engel olan önemli etkenler. Sonra kimse sizi vazgeçiremiyor, hiç korkmayın yeni başlayacak arkadaşlar, bizler başardık.

Bu arada mehtap kendi yaptığı kaçamaklarını da bizimle paylaşmayı ihmal etmeyip (taze cevize olan düşünlüğünü unutmadık),nispet yapıyor tüm sevimliliği ile, ben o yollardan geçip döneli çok oldu sıra sizde deyip bizi daha da coşturuyor. İş yerindeki arkadaşlarım, ailem şaşkın ve özenerek beni takip ettiler, türlü testlere tabi tutuldum vazgeçmedim. Artık bende sağlıklı beslenmeyi öğrenmiş bir birey olarak yaşamımı sürdüreceğimi bilerek devam ediyorum. İlk zor gelen en az 8 bardak su içmek oldu, sonra 5 öğün yemek,birde üşenmiyeceksin hareket edeceksin istersen dans et, sakın mehtap’ a partnerim yok deme al sana rengarenk birbirinden yakışıklı ve de güzel süpürgeler der onları verir eline, bahane yok, hareket var.

Mehtapcım artık ben süpürgelerle dans etmeyeceğim(oğlum bana liseli diyor,şımarık velet annesiyle nasıl konuşuyor).
Artık içtiğim suyun kaç bardak olduğunu saymıyorum, yemek yeme düzenim oturdu, ara öğün olmazsa olmazım oldu, haftada iki kez spora gidiyorum,haftasonları fırsat buldukça uzun yürüyüşlere katılıyoruz.bahar geldi biraz er kenmiş gibi görünsede bizim hep ‘mevsimlerden roma’.


11 Mart 2010' Roma