Mutfak penceresinden disariya bakiyoruz... Bak yapraklar dokulmeye basladilar bile diyorum, belki degisik renklerde toplayip bana getirirsin birkac tane... Burnunu cekiyor.. Hava cok sicak.. Cok nemli.. Cok yapis yapis... Ama ruzgar var.. Gunes gokyuzunde ama, gokyuzu grimsi...
Anne bu mevsimin adi ne diyor.. Bu mevsimin adi Roma diyorum..

15 Eylül 2010 Çarşamba

GENIS DENIZLERDE PARMAK IZLERIN...*



.

.

.

.

.

.

.

.

Fisildayarak konusuyorlar…

O kadar sessiz ki ortalik, o kadar kimsesiz ki, o kadar mevsimsiz, o kadar zamansiz, o kadar ansiz ki “su an”... Kuslar bile uyanmak istemiyorlar sessizligi bozmamak icin...

“Burada mi uyumus Mehtap ? “ diyor babam... “ sabah uyanip gelmistir, simdi de tilki uykusunda bizi dinliyordur” diyor annem... Dogru soyluyor...

Avuc ici kadar bahcemiz var... Ya da belki iki avuc ici kadar... Babam Italyan’larin “pollice verde” dedikleri cinsten... Bir bitkinin yanina bir comak saplasa, dayansin diye, comak comakligini unutup yeseriyor, utanmadan bir de meyve veriyor...



















Oylesine savurdugu her cekirdekten bir fidan,



her fidandan bir agac yetisiyor




































Onun icin bahce vahsi bir orman gibi...


Annem surekli soyleniyor... Bunun dibine bu ekilir mi, gulun yaninda erigin ne isi var, mavi yasemini verandanin kenarina diktin, butun arilar tepemizde, herkesin sardunyasi cicek aciyor, bizimkiler kendini sarmasik saniyor, 3 tane kizaramamis domates icin, bahcenin yarisini isgal ettin" diyor...





































Babamin cevabi hep ayni, “ ne zarari var sana guzelim cicegin, istemiyorsan al at...”




Atmiyor annem, atamiyor... Bizim evin bahcivaninin keyfi keka, oylesine gelip, bir iki yabani otu yolup gidiyor...














































Kiyamiyorlar yasayan dallara, minnacik ciceklere, senede birgun cicek acan, yoksa yuzlerine bakilmayacak kaktuslere...

Federico dogdugunda dikilen cam agaci, ondan cabuk buyuyor... Erigin dallari kiriliyor meyveden, mavi yasemin yayildikca yayiliyor, dutun en buyuk dalini kesen kimse, itiraf etmiyor, annem komsunun bahcesindeki guzelim, capcanli, 35 yasindaki palmiye agacini kesilmis bulunca aglayarak eve donuyor, sabahlari yeni acmis her cicege dokunuyor, oksuyor, gulumsuyor... Sonra da kendilerini zorla bizim evin kedisi yapan, sut icmek icin bile,zahmet edip te catidan asagi gelmeyen tembel tenekelrin kahvaltisini veriyor...
Bizim bahce, avuc ici kadar ama deniz de, gokyuzu de, ev de o bahceyle guzellesiyor...


Yagmur gelecek gibi karanlik etraf... Cayin suyu kayniyor ocakta...


Oyle sessiz ki ortalik, oyle mevsimsiz, oyle zamansiz ki...



Siir gibi... Ama tam da bu siir* gibi...

geniş denizlerde parmakizlerin, küçük düştün sulara

bu güz yağmur yağar, saçların gelecek bahara ıslanır...”

15 Eylul 2010


*Akif Kurtulus, Odunc Cesaretlerle

16 yorum:

Evren dedi ki...

bu yazı dolu dolu annemle ve babamla yazlıkta geçirdim. okurken hep bizim avuç içi geldi gözümün önüne. annemin ağaçlar budanırken akıttığı gözyaşları... çalıştı sonra sonra. atrık uzaklaşıyor kesilirlerken. babam seviyor çıplak ayak bahçede çimlerde dolanmayı, zeytini yanlış yere ekmiş, armutun yanına. annem kıyameti koparıyor, oraya mı ekilir o diye, babam, süpriz yaptım diyor, beğenmediysen sök, yenisini alır nereye istersen oraya ekeriz. armut orada büyüyor, zeytinle kapı komşu, keyfi yerinde. benim de... onları öyle şaklaşırken, oynarken, çocuklar gibi şen görünce sağlıklı ve huzurlu oluşlarına gülümsüyorum. bir fotoğraf çekip yüreğime, aklıma, içime kazıyorum. böyle bir ailede olduğum için şükredip, sallanan koltuğumda kitabıma dönüyorum. yüzümdeki gülümseme güneş kadar.

nasıl da güzel başaldım güne. sağolasın. sevgiler...

kara kitap dedi ki...

yazınızdan nasıl bir huzur ve mutluluk akıyor anlatamam.o bahçede o sabah çayını içiyor olmak isterdim.

zero dedi ki...

Sabah sabah içimde bütün bu çiçeklerin açtığını, bütün bu ağaçların meyve verdiğini hissettim. Hele de ocakta kaynayan çayın fokurtusu yok mu? O bile geldi kulağıma...

zero dedi ki...

Sabah sabah içimde bütün bu çiçeklerin açtığını, bütün bu ağaçların meyve verdiğini hissettim. Hele de ocakta kaynayan çayın fokurtusu yok mu? O bile geldi kulağıma...

GZNTPSEDA dedi ki...

Yazı çok güzel ama ben bugün çok duygusalım galiba.Federico'nun doğduğunda dikilen çam ağacı gözlerim dolu dolu 15 yıl öncesine götürdü beni.Bahçe ile haşır neşir olan babamı zamansız kaybedip defnettiğimiz gün ayak ucuna biz de bu sevgisinin göstergesi olarak çam fidesi dikmiştik. Bugün kocaman bir ağaç o çam.
O güzel bahçenizin hep yemyeşil kalması dileği ile,

Sevgiler,
Seda

Bugday Tanesi dedi ki...

Ben de bir o kadar beceriksizim bahçe konusunda.Ne eksem tutmuyor,tutmadıkça da sulamıyorum,sulamayınca da kuruyor.Bu manzaraları sevmem bu yüzden herhalde.Bahçe çok güzel...

Aydan Atlayan Kedi dedi ki...

İnsan sanki ancak bahçeleri evlerde yaşadığını hissedermiş gibi geliyor bana. Hayat sanki bir dalda, yaprakta, çiçekte, onların üzerine konan bir arıda kendini gösterir gibi... İçim açıldı fotoğraflara bakınca. Ben de böyle bir evde yaşıyorum. ağaçlarla, kuşlarla, çiçeklerle. Ve her gün şükrediyorum burada yaşadığıma... Sevgilerimle...

ilahi tatlar dedi ki...

sabah sabah çok iyi geldi
sen süper yazıyorsun

mehtap kuzucu dedi ki...

iyi günler mehtap hanım,yazınızı gülümseyerek ve duygulanarak okudum...bana o kadar tanıdıkki,sevgili eşimle gerek çınarcıktaki yazlığımızda,gerekse istanbuldaki evimizin balkonunda aynı şartlarda yaşıyoruz.6-7 metrekarelik balkonda 2 sandalye ve bir minik masaya ki-onunda üzeri genelde saksıyla doludur,yer bulabiliyoruz...her yediği çekirdek büyük ve btoprak dolu bir saksıya atılır ve çimlenip yeşerincede saksıya alınır,biraz fidan olunca çınarcıktaki bahçeye transfer edilir.ne mutlu babanıza vede eşime...sevgiler

Zamandan Sızan...KIYMET dedi ki...

Bu keyfi beraberde yaşayalım istiyorum çokca.

Derya dedi ki...

Cook uzun zamandir takip ediyorum hep guzel seyler yazdiniz,yaziyorsunuz ama bu yazi neden bilmem pek bir etkiledi beni sanirim ailemden uzakta Turkiye den uzakta olmak var icinde sanki:)Siir cok guzel yaziniz siir kadar guzel!Ellerinize saglik,iyi tatiller:)

Belgin dedi ki...

Bahcenin ve icinde yasayan insanlarin güzelligine bayildim desem...

beenmaya dedi ki...

küçük ama sımsıcak...
küçük ama çok güzel...
orada olasım geldi...

Modafobik dedi ki...

Görseller çok güzel ya, içim cıvıl cıvıl oldu! :)

Tijen dedi ki...

O bahçeler tam bana göre, baban tam benlik. Benim annem de biraz senin annen gibi Mehtap, sürekli homurdanır bahçe konusunda ama biberler, domatesler büyüdü mü de en başta o yer. Nasıl bir ikilem? Tadı daim olsun bahçe günlerinin...

*selinka** dedi ki...

anne evi işte sıcak sımsıcak,kıymetini bilmedigimiz,tadına doyulmaz mekanlar,insanlar,canlılar.hepsi anne baba kokuyor.sevgiyle mutlu kal sevgili mehtap.