Herkeste olan bende de olsun arzusu... Kimseden geri kalmayayim duygusu... Belki farkli olununca dislanirim korkusu ve benim senden neyim eksik meydan okuyusu...Hayatlar fotokopi cekilerek yasaniyor... Fotokopi cekilerek seciliyor hersey, evler oyle doseniyor, tatiller oyle seciliyor, herkesin gittigi yerlere, herkesin gittigi zamanlarda gidiliyor, ayni kelimelerle cumleler kuruluyor...
Onun icin taklit urunlerin cok alicisi var... Bir yanda magazasindan bile alsaniz, sahtesi olma ihtimali yuksek, inanilmaz fiyatlara satilan cantalar, esarplar, mucevherler, ote yandan sokaklarda tezgahlara serilmis, iyi ya da kotu taklitler ki bazilarinin fiyatlari herhangi bir magaza urununun fiyatina ulasiyor....
.
Ne oluyorsunuz sahte bir cantayi, sahte bir mucevheri takip ciktiginizda...? Bilmem ne oluyorsunuz?
.

Bir Hermes Birkin cantaya 150.000 (yuzelli bin) dolari veren, aylar once siralara girip bekleyen bir kisi, onun hakikisini kilometrelerce oteden tanir muhtemelen...
.
Sahtesini alan da, ayni sekilde sahteyi bilir... Ustelik 150.000 dolarlik cantasi, ya da 500 euroluk esarbi, ya da 2400 euroluk siradan bir yuzugu olan kisi, farkli arabalara biner, farkli restoranlarda yemek yer, farkli yatlarda tatil yapar....
.
Yani sonucta o yuzukle, o cantayla, o esarpla sadece kendinizi kandiriyorsunuz... Alalamiyorum ama “sahipmisim gibi yapip, ayni sizin gibiymisim gibi davraniyorum” diyorsunuz...
Ne gerek var...? Bu kadar herseyin kolesi olmanin ne geregi var...Bazen anneanneden kalma bir altin kupe, ona dedenin hayatta verdigi tek hediye oldugu icin, butun Tiffany mucevherlerden daha degerli olabilir...
.
Sizin icin kurus kurus biriktirilmis paralarla secilip alinmis canta, bir Gucci’den daha elegan durabilir... Boynunuzda, arkadasinizin ordugu guzel bir atki, muhtemelen bir Cavalli’den daha cok isitabilir...
Tabii ki alacaksiniz alabildiklerinizi... Tabii ki bakacaksiniz vitrinlere begenerek bircok seyi... Bazisina “yuh artik” diyeceksiniz, benim burnu ve topugu acik cizmelere, kolsuz paltolara, tegelleri ustlerinde birakilmis ceketlere, etekleri bastirilmamis dopiyeslere dedigim gibi... Bazen de, bir hirka icin, o magazaya kirk kere girip cikip, indirimi bekleyip, sevine sevine alip, getirip askiya asacaksiniz, bir turlu denk getirip giymeyeceksiniz nedense...

Taklitlerin pesinden gitmeyin ne olur... Outletlere bakin, ihrac fazlalarindan alin, hicbirseyin markasi olmasin ama taklidini almayin...
Turkiye bir giyim kusam cenneti... Magazalar, pazarlar, kucuk butikler heryer tiklim tiklim giysi dolu... Kendiniz icin dusunun, kendiniz icin yaratin (ama Derya Baykal kadar abartmadan tabii yaraticiligi)...
Almayin hicbir seyin sahtesini... Anlasilir, inanin bana, anlasilir... Bosverin, siz kendiniz olun,... Ben buyum deyin...
Sahtenin anlasilmasinin guc oldugu tek sey iliskilerdir, sevgili gibi durulur, kari-koca gibi yapilir, ne hos bir cift diye bakilir...
Arada suskunluklar-kopukluklar-kimsenin anlayamadigi irakliklar vardir...
.
Ama onu yazmak benim ustume vazife degil tabii... Yasayanin kendi bilecegi istir...
P.S: Biaggio Antonacci soyluyor "ben buyum sevgilim"
5 Agustos 2010’Roma



