.
“Kutlamistik ya, ” diyorum, “insanin kutlanacak yasi arttikca, 40 gun 40 gece kutlamak gerekiyor demekki…” Yoksa gelecek seneki dogum gunumu mu kutlayacagiz simdiden?

“Bana soylememistin o gece dogum gunun oldugunu, ben de unutmustum iste, yarin kutlayacagiz, gece icin giyin” diyor sakin sakin…
.
“Olur” diyorum… Sabah beyaz bir elbiseyle geldigim hastaneden, aksam, siyah ipek saten pantolon, siyah bluz, siyah topuklu sandaletler ile cikiyorum…
.
Trafik olmasin diye dua ederek, ucu ucuna Linda ile randevuma yetisiyorum… “Nereye …?” diye soruyorum, Terme di Caracalla’ya diyor…
“Bir daha soyle” diyorum,
.
Trafik olmasin diye dua ederek, ucu ucuna Linda ile randevuma yetisiyorum… “Nereye …?” diye soruyorum, Terme di Caracalla’ya diyor…

“Bir daha soyle” diyorum,
“nereye...?”
.
Gulumsuyor...
.
Iste kutlama diye ben buna derim…
.
Iste kutlama diye ben buna derim…
.
Hem de ne kutlama...
.
Linda Norvec’li…
.
.
Tanidigim en akilli, en duyarli, en akli basinda, en ayaklari yerde insanlardan biri…
.
Bizim bir aile bagimiz vardir ya da artik yoktur, bunun hicbir onemi olmadan suruyor arkadasligimiz yillardir ve WFP (World Food Programme) da calismak uzere Roma’ya gelecegi belli oldugunda cok ama cok seviniyorum…
Linda gunlerce bilet pesinde kosturuyor, siralarda bekliyor, gidiyor, donuyor, tekrar gidiyor, tekrar donuyor ve sonunda cok gormek istedigim “Rigoletto” operasi icin yer buluyor…
.
Terme di Caracalla, 212 yilinda imparator Caracalla’nin istegi uzerine simdi Roma’nin en luks semtlerinden biri olan Aventino’da insa edilmis Roma Imparatorluk hamamlarindan biri…
.
1930’lu yillardan beri de, yaz aylarinda cok kisa sure ile buyuk opera eserlerinin sahnelendigi bir tiyatroya donusuyor.
.
O olaganustu atmosferde, hem de Rigoletto…
Askin, tutkunun, ihanetin, acinin ve intikamin zengin muzikal oykusu…
.
Victor Hugo’nun LE ROI S’AMUSE (kral egleniyor) eserine bagli kalinarak Francesco Maria Piave tarafindan metni yazilmis, buyuk besteci Giuseppe Verdi’nin muhtesem operasi…
Baslangicta ne halkin, ne de elestirmenlerin hosuna gidebilmis, zulf-i yare dokundugu icin, olayin gectigi yer Fransa’dan Mantova’ya alinmis, oykunun kahramani olan kral, genc, yuzeysel, ucari, zevk duskunu bir duke donusturulmus ve yazildigindan yillar sonra sahnelenebilmis bu olaganustu opera, gectigi yillarda kadinin sosyal konumuna da isik tutuyor…
.
Terme di Caracalla’nin olaganustu dekorunda, Roma’dan, bugunden kalkip, maceranin onunde hicbir engel tanimayan dukun sarayina gidiyorum…
.
Dukun tenor sesi dalga dalga yayiliyor gece mavisi gokyuzune…
.
O olaganustu atmosferde, hem de Rigoletto…
Askin, tutkunun, ihanetin, acinin ve intikamin zengin muzikal oykusu…
.
Victor Hugo’nun LE ROI S’AMUSE (kral egleniyor) eserine bagli kalinarak Francesco Maria Piave tarafindan metni yazilmis, buyuk besteci Giuseppe Verdi’nin muhtesem operasi…
.
Terme di Caracalla’nin olaganustu dekorunda, Roma’dan, bugunden kalkip, maceranin onunde hicbir engel tanimayan dukun sarayina gidiyorum…
.
Dukun tenor sesi dalga dalga yayiliyor gece mavisi gokyuzune…
“Bu kadin, su, ya da bir baskasi…
Benim icin hepsi ayni…
Kalbim, diz cokmez kimsenin onunde,
Yarin bir baskasi, belki bir baskasi ondan da sonra”…
Rigoletto, dukun soytarisi, aldatilan kocalarla, bastan cikartilan genc kalplerin babalariyla sivri diliyle alay etmekle kalmaz, Duke onlari tutuklatarak ortadan kaldirmak konusunda akil da verir, biricik kizi Gilda’nin, Duke, onu fakir bir ogrenci sanarak asik oldugundan habersizdir o sirada…
.
Gerisi iste askin cok bilindik, cok siradan, caresiz hikayesidir…
.
Bir erkege butun benligiyle asik bir genc kadin, onu kendine gore bir tutkuyla sevmekle birlikte, gordugu tum kadinlari ele gecirme arzusunda olan capkin ve atesli bir erkek, kizini mutlak bir mutsuz sondan korumak uzere bir kiralik katille bile anlasmayi goze alabilecek kadar caresiz ama sivri dili yuzunden lanetlenmis bir baba…
.
Gilda, Duk’un baska bir kadini nasil da bastan cikardigini gozleriyle gorse bile ona duydugu asktan vaz gecemez... Babasindan merhamet dilenir Duk icin...
.
O sirada Duk, kadinlarin ucariligina dair bir sarki soylemektedir...
.
La donna è mobile
Qual piume al vento,
Muta d’accento
E di pensiero...
“kadin , ruzgara kapilmis bir tuy kadar ucaridir, ona guvenen ya da icini acan bir zavallidir...”
Gilda, deliler gibi asik, sevdigi erkegin oldurulecegini anlar ve erkek kiligina girerek, kiralik katilin onune atar kendini...
.
Babasi, ayaklarinin ucuna birakilan cuvaldaki bedenin, kendi kizina ait oldugunu anladiginda artik cok gectir... Kucaginda olmek uzere olan kizi, hala babasina dukun canini bagislamasi icin yalvarirken, uzaklardan dukun neseli sarkisi duyulur...
“kadin ruzgara kapilmis bir tuy kadar ucaridir...”
Dogrudur...
Oyledir iste...
Kadin, ruzgara kapilmis bir tuy kadar ucaridir, biri ya da oburu farketmez... Bir baskasi, belki bir baskasi daha ondan sonra, gelir ve gecer hayatlardan...
Oyledir...
.
Gilda, Duk’un baska bir kadini nasil da bastan cikardigini gozleriyle gorse bile ona duydugu asktan vaz gecemez... Babasindan merhamet dilenir Duk icin...
.
O sirada Duk, kadinlarin ucariligina dair bir sarki soylemektedir...
.
La donna è mobile
Qual piume al vento,
Muta d’accento
E di pensiero...
“kadin , ruzgara kapilmis bir tuy kadar ucaridir, ona guvenen ya da icini acan bir zavallidir...”
Gilda, deliler gibi asik, sevdigi erkegin oldurulecegini anlar ve erkek kiligina girerek, kiralik katilin onune atar kendini...
.
Babasi, ayaklarinin ucuna birakilan cuvaldaki bedenin, kendi kizina ait oldugunu anladiginda artik cok gectir... Kucaginda olmek uzere olan kizi, hala babasina dukun canini bagislamasi icin yalvarirken, uzaklardan dukun neseli sarkisi duyulur...
“kadin ruzgara kapilmis bir tuy kadar ucaridir...”
Dogrudur...
Oyledir iste...
Kadin, ruzgara kapilmis bir tuy kadar ucaridir, biri ya da oburu farketmez... Bir baskasi, belki bir baskasi daha ondan sonra, gelir ve gecer hayatlardan...
Oyledir...
.
Ask, onlar bu ugurda kendilerinden bile vaz gecebildikleri icin,
.
.
Aski yasama es, yasamin kendisiyle ayni cizgide tutabildikleri icin,
.
Askin actigi yaralari, kendi baslarina onarip sarabildikleri icin,
Askin actigi yaralari, kendi baslarina onarip sarabildikleri icin,
.
Ask icin herseye, herkese, her duruma, kendilerine bile karsi koyabildikleri icin asktir hala...
.
.
.
.
Gerisi bir Roma aksaminda, gece mavisi gokyuzune dagilan bir tenor sesidir sadece...
.
8 Agustos 2010'Roma
P.S: 1. eser, Carreras-Modugno-Pavarotti'den "La Donna è mobile" (kadin ucaridir)
2. eser Pavarotti 'den "Questa, quella o un'altra" (bu, su ya da bir baskasi , benim icin hepsi ayni)

Ghetto bir ucu Sinagog’dan baslayan, Piazza Venezia'nin hemen arkasindaki Piazza Argentina'ya kadar uazan, Tiber nehri kiyisindaki yahudi mahallesinin adi ve sadece yahudi kurallarina uygun olarak (Kosher) pisirilen yemekleriyle degil, kumascilari, semsiyecileri, kuyumculari, el yapimi sapka satan dukkanlari, artizan isi ayakkabicilari ile de meshur semtin adi...
Irili ufakli restoranlardan mis gibi yemek kokulari tasiyor sokaklara... Masalar sokaklara, kaldirimlara dizili, civil civil insan kayniyor...
“Taverna del Ghetto” restoranin adi... Tam kaldirimin kiyisinda bir masaya oturuyoruz, Claudio’nun sandalyesi sallaniyor, garsonumuz Rabi hemen bir tahta parcasi ile olaya cozum getiriyor, ben menuden yemekleri cozmeye calisiyorum... Sonra yemekleri sen sec, sarabi ben diyorum ve Claudio’nun butun israrlarina rahmen, “Nuh diyorum, peygamber demiyorum ve bir Israil sarabi degil, Terracino kirmizi istiyorum, corba sicakliginda gelen sarabi, gereken isiya dusurmek icin hemen buz kovasi geliyor, Claudio bunu burada unutmayalim yoksa tadi kacar diyor, unutmuyoruz...
cig enginar, kirmizi biber, mantar ve patlicanli soslar ile hazirlanmis ekmeklerden, ve yine sebze kizartmalarindan olusan tadimliklar yiyoruz...
ben misir unuyla kizartilmis kuzu pirzolasi istiyorum...
Ben Claudio’nun baliginin tadina bakiyorum, o pirzoladan yemiyor...