Mutfak penceresinden disariya bakiyoruz... Bak yapraklar dokulmeye basladilar bile diyorum, belki degisik renklerde toplayip bana getirirsin birkac tane... Burnunu cekiyor.. Hava cok sicak.. Cok nemli.. Cok yapis yapis... Ama ruzgar var.. Gunes gokyuzunde ama, gokyuzu grimsi...
Anne bu mevsimin adi ne diyor.. Bu mevsimin adi Roma diyorum..

9 Haziran 2009 Salı

SON SOZ


2008 kasim ayi.. Roma’yi seller sular goturuyor.. Benim gozlerimde de bulutlar.. Tezim en iyi bakis acisiyla, teslim edilecegi zamani iki ay gecirmis durumda.. Gec kaldim demek icin bile, gec kalmis durumdayim..

Mehmet’ten her zamanki gibi iki satirlik bir mektup geliyor.. “Bu benim yayinevinde bekleyen kitabim, bir oku istiyorum” diyor.. O gune kadar hic sozu edilmemis bu “kitabi” cok merak ediyorum ama okumayi daha rahat bir zamana birakmaya karar veriyorum.

O gece bizim evde yeterince gece olup, el ayak ortadan cekilince, calismak icin bilgisayarin basina geciyorum. Yanlislikla silerim korkusuyla Mehmet’in henuz ismi konmamis kitabini bir dosyaya kopyaliyorum.. PDF formati bile koymadan yolladigi icin, bana duydugu bu guven basimin ustundeki bulutlari kovaliyor biraz.. Gulumsuyorum..

Kendime bir sutlu kahve hazirliyorum.. Kahvemden ilk yudumu alirken, ilk sayfalara gozum takiliyor..

Bir “ayri dusmusun” ve onun ayri dustugu “biricik” kentin hikayesi anlatilan..

Oykunun bittigi yerde efsaneler, anilarin tukendigi yerde tarih, hepsinin duslerle karistigi noktalarda titiz bir arastirma basliyor ve ilk satirlarini oylesine okuyuverdigim bu henuz basilmamis kitaptan gozlerimi alamiyorum.

Kitabi okumuyorum aslinda, karsimda oturan deniz yesili gozlu bir cocuktan, onun yasamini, annesini, babasini kardeslerini, Urfa’yi, yemek kulturunu ve ona bunu ogreten dedelerini, sira gecelerini, odalari, sevdigi oyunlari, hayatin insanin onune cikarttigi depremleri, dalga gecebildigi ya da boyunu asan korkulari gecenin sessizliginde dinliyorum...
Kucucuk bir el bana dogru uzanacakmis ta, gozluklu dedesiyle az once aldigi limonlu sekerlerle, “arap kizi” sakizi uzativerecekmis kadar gercek hersey..Hic gizlenmeyen, saklanmayi bilmeyen bir cocugun masumlugunda anlatilan bir hayati, onu cevreleyen dunyayla birlikte goruyorum..
Tarihe bir goz atiyorum, efsaneleri ogreniyorum hepsiyle birlikte..

“Pesinden kossan yetisemezsin, bagirsan sesini duymaz, aglasan kimin umurunda?” diyor gecenin karanliginda..

Bu cumleyi birkac kez okuyorum.. Nasil bu kadar yureklice yuzlesir insan anilariyla, nasil bu kadar dik tutar basini yasama, yurege gomulmus bunca “zor” yasanmislik nasil bulunur cikartilir ustunu ortup sakladiginiz koselerden?

“Pesinden kossan yetisemezsin, bagirsan sesini duymaz, aglasan kimin umurunda?”.. diyor..

Yillardir gormezden, duymazdan geldikleri kapisinda, kurtulusun anlamini kavramaya calisan bu hayat, beni sonralarina da tanik ediyor. Guluyor bazen kendine, beni de gulumsetiyor.. Onunla istanbul’a, sonra tekrar Urfa’ya gidiyorum.. Baska sofralarda, baska baska yemekler yiyorum.. Herseyi yiyorum, tadiyorum seviyorum da, “kiymalinin kenarlari” bogazima dugumleniyor..

Basimi kaldiriyorum, neredeyse sabah oluyor.. Yagmur durmamis..

“Son soz” ’e gelmis sira.. Kendime dumani tuten bir sabah kahvesi hazirliyorum.. Benim gibi artik hicbir kitabi bir solukta okuyamiyan bir insan, eger burada durduysa bunca saat, o “son soz” de cok ozel birseyler vardir diye dusunuyorum icimden..

O son soz, benim icin kitabin kendisi kadar guzel, o kadar hep hatirlanmaya degecek, benim ruhumun sivri koselerini yumusatacak bir son soz oluyor..

Bilmem siz ne bulmak icin kitap okursunuz..?

Bu kitabi okuyun.. Aramadiklarinizi da bulacaksiniz..
.
9 Haziran 2009'Roma

8 Haziran 2009 Pazartesi

IYI KI VARSINIZ...




Yuregim binbir endiseyle dolu cikmistim yola..
Silmeye calisarak, dusunmemeye calisarak, iptal etmeye calisarak..
Belli etmemeye calisarak..

Soylemistim ya ben sansli bir insanim.. “Etrafimda duygusal kaliteleri yuksek insanlar buldugum icin, o insanlari tanima firsatim oldugu icin sansli bir insanim..”

Sandigimdan da sansliymisim.... Daha bazilarini tanimadan yasamimda yarattiklari farktan oturu..

Sefa, gece yarilarina kadar bilet bulmaya calisiyor benim icin.. Istanbul Ankara baglantisini bulamiyoruz.. Otobusle gitmek zorundayim.. “Ben araba yollarim seni hava alanindan almak icin” diyor.. Sefa’yi daha hic tanimiyorum..

Ozlem, “Federico’yu Istanbul’da bize birakabilirsin” diyor. “Annem cocuklari cok sever, cok sevkatli ve dikkatli bir insandir.. Inan, kendi torunu gibi korur, kollar gozun arkada kalmaz” diyor, babannenin Roma’ya gelemiyecegini duyunca.. “Seni gelip karsilayalim mi ?”diye soruyor sonra da.. Ozlem’i hic gormedim...

NuNu ve Delfina, bana onlarca mektup yaziyorlar.. Yapabilecekleri birsey olup olmadigini soruyorlar.. Sicaklar, arkadaslar, yanimda, yakinimda olduklarini hissettiriyorlar..

Kiymet, “saat kacta gelirsen gel, seni ben karsilayacagim” diyor. “Hatta o sabah, gidip beraber kahvalti yapalim, simit mutlaka olacak o kahvaltida, hem de eve endiseli bir yuzle ulasmamis olursun” diyor.. Kiymet’le hic karsilasmadim hayatimda..

Cheetos ve Batos, ilk gun geliyorlar bizi gormeye.. Fatma’nin elini getirmisler, bir de Issiz Adam muziklerini.. Cheetos, gunler oncesinden beni ariyor, bana dua ediyor, kardesinin de Istanbul’da gereken her seyi yapmaya hazir oldugunu iletiyor.. Ikisini de ilk kez goruyorum o gun, Cheetos’un kardesini kimbilir ne zaman gorecegim.. Sanki yillardir otururuz, sohbet ederiz gibi dogal hersey.. O kadar tanidigiz birbirimize.. Oylesine kucakliyorum onu..

Berrin, benim cok eski arkadasim.. Arkadasim derken yuregimde hissettiklerimden.. ariyor, geliyor, hadi gel artik seni 1 saat cikartayim, bak hersey iyiye gidiyor diyor.. O sirada Kiymet’te bizi ziyarete gelmis.. Hadi gel diyoruz, biz disardayiz.. Kiymet’in elinde kitaplar, cok zevkle secilmis armaganlar var.. Yuzunde blogunda gordugum sicacik gulumsemenin aynisi, sadece kendisi degil, kalbi de guzel bir genc kadin.. Konusuyoruz, tanisiyoruz.. birbirimizi daha onceden tanidigimiza hukmediyoruz..

Ertesi gun, Kiymet beni aliyor.. Federico beni hava alaninda aglayarak birakmis, benim yuregim hem orasi, hem burasi icin parca parca ama bulutlar her yerde dagiliyorlar.. Ona helikopter alacagim, Kiymet ben seni gotururum diyor. O sabah, Ankara Universitesindeki hocam Prof. Sema Yavuzer’i ariyorum.. Telefonla bile olsa merhaba demek icin.. “Mehtap’cigim, bugun arkadaslar beni yemege davet ettiler, mutlaka sen de gel” diyor..
Kiymet’le beraber 1 saatligine ugruyoruz. Kiymet bizi gulumseyerek seyrediyor.. Yillarca beraber calistigim arkadaslarimla 15 yil sonra karsilasiyoruz ve ben “bizim bolum” diye konusuyorum, onlar da duzeltmiyorlar.. Gulerek, gulumseyerek, keyifle geciyor o kisacik zaman dilimi.. Prof. Sema Yavuzer'in uzerimde cok buyuk emegi, profesyonel hayatimda cok buyuk izleri vardir. En yorgun anlarimda, onun hic vaz gecmedigi bakimliligini, butun toplantilarda son ana kadar korudugu dikkatini ve en kizgin oldugu anlarda bile kaybetmedigi kontrolunu hatirlayip, kendime ceki duzen vermisimdir butun bu yillar boyunca..

Berrin her zamanki gibi, cok hos hazirlanmis bir masanin etrafinda topluyor bizleri ayni gun.. Nilambara’yi goruyorum orada.. Tam dusundugum gibi.. Cok olculu, cok nazik, cok sakin ve huzurlu bir insan.. “Senin icin birsey hazirliyorum ama bitiremedim” diyor..Sonra Brajeshwari geliyor.. Sanki gecen hafta gorusmusuz gibi dogallikla konusuyoruz herseyden.. Onu da, tam dusundugum gibi buluyorum, muzip bir cocuk var icinde saklanmayan, uslu uslu otursa da yerinde.. Cheetos’la Bato’u tekrar gorme sansim oluyor.. Subhankari’de orada.. Berrin cok guzel seyler hazirlamis.. Sarap iciyoruz, konusyoruz, ozlem gideriyoruz.. Kiymet’le tanisiyorlar bu vesileyle onlar da..

Sonra eski arkadaslarim.. Boyle zamanlarda arkadaslar ne kadar cok yakin olabilirlerse, ondan daha da cok yakinlar bize.. Daha ben gelmeden, bircok seyi organize etmisler.. Aylin, hergun bizimle, sadece gulumsemesini gormek bile babama iyi geliyor.. Belgin, Gulriz, Fatih, Muharrem, Ethem agbi.. Geliyorlar, soruyorlar, ariyorlar.. Iyi ki varlar..

Mehmet hergun ariyor.. Babam icin kitabini ariyoruz, Kiymet’in esi buluyor Bilkent’te.. cok sozunu ettigim bu guzel kitabi, okumaya basliyoruz hemen babamla.. II. Mehmet ’de ariyor.. Onun ikinciligi kidemden, baska degil.. Donuste Istanbul’da kalin biraz diyor.. Ozel olarak gelecegim diyorum.. Onun siirlerinden birini Italyancaya cevirdim ama soylemiyorum daha.. Bahar’la da konusuyoruz telefonda..

Roma’daki guzel arkadaslarim Cihan ve Beyhan’la da gorusuyorum.. Nurcan’da var.. Onun bir ayagi zaten hep Roma’da.. Cihan kisa bir sure icin Ankara’da ve o gun onun dogum gunu.. Sagliklara kaldiriyoruz kadehlerimizi.. Nurcan’in telefonu hic susmuyor.. Guluyoruz haline.. butun arkadaslarimi Ankara’da oldugum bu 8 gunun iki gununun 3’er saatine sigdirilmis, kisacik zaman dilimlerinde goruyorum..
Nilambara ve Berrin, son gun yine ugruyorlar bize.. Nilambara bana cok guzel bir canta hazirlamis.. Tam benim sevecegim bir sey.. Kirmizi.. icinde Melih Kibar besteleri ve bir de Hilal Calikoglu’nun piyano Cd’si.. Amcalarimiz arkadaslarmis megerse.. Berrin kendi yaptigi kolyeleri, bilezikleri getirmis.. Cok guzeller.. Hem de cok guzeller.. Zuhal Olcay ile Nil’in de Cd’leri var.. Brajeshwari, bir zarf birakmis Nilambara’ya, Roma’da acarsiniz yazmis uzerine.. Roma’da aciyorum.. Icinden her duyguya, her ruh haline hazirlanmis Cd’ler cikiyor, “cakirkeyif, siyah-beyaz nostalji, mutluluk,karisik duygular.. “Zaman zaman sarkilara eslik edecegini hayal ediyorum” diyor notunda.. Ucunu kirmizi bir kordonla bagladigi bir kagida yazmis, guzel yazisi ile..Bir de Federico icin hazirlamis.. “Cocukca, for Federico Emre”.. Federico, kendi adini gorunce heyecanlaniyor ve “beni nerden taniyor ?” diye gelip gidip soruyor.. Hemen bilgisayarda dinliyoruz onun Cd’sini..

Son gun eve valizimi almak ve Edibe teyze ile vedalasmak icin donuyorum.. Orada beni kocaman bir paket bekliyor.. O da sizlerden.. Roma’ya yollanamayan paket, nihayet elime ulasiyor.. Haklilar postaya kabul etmemekle.. Icinden, “bu kadar ince bir seyi, insan eli nasil yapar” dedirten guzellikte bir beyaz vazo cikiyor.. Dokunmaya kiyamaz insan.. O kadar zarif, o kadar guzel, o kadar “sanatci elinden cikmis”.. dahasi var ustelik.. Rengarenk akide sekerleri, mis gibi kokan kahve, sakizli lokum.. Ve bir de..
Bir de keci boynuzlari...
Gulumsuyorum..

Ben sansli bir insanim.. Boylesine zor bir zaman dilimi, sayenizde kolaylasiyor.. Paylastiginiz, anladiginiz, yakin oldugunuz icin..

Duygusal kaliteleri yuksek insanlarsiniz cunku.. Arkadassiniz.. Gerceksiniz.. Sahicisiniz.. Sahidensiniz.. Varsiniz..

Benim icin sizin degerinizi anlatacak bir olcu yok.. Tanimlamaya yetecek kelimeler de..

Yasamin, yasanilirligi artiyor sayenizde.. Bulutlar aralaniyor kendiliklerinden..
Butun bilyeleri kazanmis cocuklarin mutlulugu doluyor hep yuregime sizlerle birlikte..

Iyi ki varsiniz..

8 Haziran 2009'Roma