Mutfak penceresinden disariya bakiyoruz... Bak yapraklar dokulmeye basladilar bile diyorum, belki degisik renklerde toplayip bana getirirsin birkac tane... Burnunu cekiyor.. Hava cok sicak.. Cok nemli.. Cok yapis yapis... Ama ruzgar var.. Gunes gokyuzunde ama, gokyuzu grimsi...
Anne bu mevsimin adi ne diyor.. Bu mevsimin adi Roma diyorum..

8 Mart 2009 Pazar

YIYEREK DOLMAZ...

Hayat boyle birsey iste.. Hersey istediginiz gibi olmuyor.. Kime sorsaniz, evinde bir oda eksik* ..

Ya siz..?

Bulutlar dagilmiyorlar mi bir turlu basinizin ustunden..? Parcalari bir araya gelmiyor mu kalbinizin?

Zaten yaralandiginiz yerlerden mi vuruyor sizi yeni gelenler..?
Basinizdaki bulutlari dagitiyormus gibi yapanlar, sizden sevgiyi encok esirgeyenler mi aslinda..?

Ne yapacaksiniz?
Koca bir dilim cikolatali kek, yoluna sokar mi herseyi..?

Cocuklar buyuyorlar, sorunlariyla birlikte.. "Evin reisi" unvani bazen agirlastiriyor mu omuzlarinizi? Her sorunda, sizin yuzunuze mi bakiyor evdekiler..? Ya sen nasilsin, yorgun musun, uzgun musun, isteklerin var mi, en son ne zaman neyin hayalini kurdun, neye ihtiyacin var diye sormuyor mu kimse? Basinizi yastiga koydugunuzda, akliniza gelenler umurunda degil mi kimsenin?

Ne yapacaksiniz..?
Sigaranin dumaniyla bogulur mu dertler, soyle taa cigerinizden ufleyince?
Yuzu guler mi esinizin, bu aksam yemegi kasikla degil, kepceyle yeseniz?
Kilolarin arkasinda kaybolur mu problemler?

Siz "kirilmis direkler, yirtik yelkenlerle, bu seferden de mi cok yorgun dondunuz?**" Iki ucu bir araya gelmeyen bir kalp, yeryuzunun en anlayisi kit insanindan bir patron, sevmek icin degil de, uzmek icin sizinle birlikte olan bir sevgili, yaslandikca kaybetmekten korkulan aile buyukleri.. Taksitler, kredi karti borclari, evin boyasi-badanasi, eskimis koltuklar mi geliyor sizden once..?

Ne yapacaksiniz?
Yiyerek mi yok edeceksiniz yokluklari?

Ust uste yigilan sinavlar..? Gecemedikce aileye yuk olma kaygisi..? Gelecek korkusu? Uzerinize uzerinize gelen dunya, siz icine karismaya calistikca, kiyisina bile yanasamadiginiz yasam?

Ne yapacaksiniz?
Kilonuz artikca mi artacak guveniniz? Ici cikolata dolu kavanozlar mi yardim edecekler gelecegi kurmaniza?

Varsillik mi yoksa problem?

Disarda yenilen yemekler, hediye gelen ici binbir cesit yiyecek dolu sepetler.. Hepsine ulasabileceginiz, her seyi alabileceginiz sarkuteriler, supermarketler, kasaplar, balikcilar, adi "firin" olmayan ekmekciler.. Brunch kavramindan cikip, sunduklari yiyeceklerin asiriligina bakinca sizi kitliktan cikmis farz eden, utanc servisleri.. Aksam ustleri "X clup'te" dunya dertlerini elerken icilen superalkollu (viski gibi) icecekler..

Ne yapacaksiniz?
Dunyada kapladiginiz yer arttikca, artacak mi keyfiniz?

Yapmayin bunu kendinize..
Olmaz..
Yag hucreleri disinda hicbir bosluk, yiyerek dolmaz..

Ben kilolu her insan, mutlaka dunyayla ve kendiyle sorunlari olan bir insandir demek istemiyorum.. Ama baska herseyi, kendisinden kendi sagligindan daha cok onemsiyordur diyorum..

Gereginden fazla yemeyin..

Kahvaltiyla baslamistik.. Baktiniz mi aliskanliklariniza..? Yazdiniz mi bir gunde yediklerinizi bir kagida..?

Degistirmeye basladiniz mi ucundan kosesinden gunun baslangicini..?

Yoksa bana "hadi canim sende..! Biz de hakikaten sihirli bir diyet soyleyecek sanmistik mi" dediniz..

Siz bilirsiniz..

Ben inananlar icin yazmaya devam ediyorum.. Donup kahvalti yazisini tekrar okuyun lutfen…

Saglikli, cesitli ve yeterli bir kahvalti, gune baslamak icin ve sonraki ogunlerin olcusunun ayarlanmasinda anahtardir unutmayin..

Fazla kilolar icin, baslangicta farkli diyetler uygulanabilir.. Ama bu tur diyetler 3 haftadan daha uzun suremezler.. Yasam keyfinizi kaybedersiniz.. Sonunda bir yerden fire verirsiniz mutlaka.. Onun icin, beslenme aliskanliginizi degistirmek en saglikli yoldur..

Kahvaltiyla ogle yemegi arasi mutlaka kucuk bir atistirma yapin..

Bir kucuk meyve ve iki biskuvi (en basitinden secin),
Bir kucuk meyve ve kucuk bir kase yogurt,
Kucuk bir kase yogurt ve iki biskuvi,
Meyve ve iki ceviz veya 5-6 badem veya 5-6 findik
Iki kuru erik veya iki kuru kayisi ve yogurt
dogru bir secimdir..

Ben taze meyve ve yogurt ikilisinden yana kullanin derim seciminizi..

Yogurt, meyve ya da kuru yemis ve kuru meyveyle alacaginiz sekerin hizla kana karismasini engeller. Onun icin insulin hormonunun hizla artmasina engel olur (Insulun, sekeri, notralize eder ama yag yapimini stimule eden bir hormondur).
(O nedenle makarnayla, mantiyla yogurt yemek dogru bir secimdir).


Italya'da son yillarda okul cocuklari icin, calisanlar, cok yaslilar ya da ilahi tembeller icin boyle hazir paketlerde karisik dilimlenmis taze meyve, 1 porsiyon karisik erik , incir, ananas kurusu filan satilmaya basladi..

Ben genel olarak kendim yapabilecegim seyleri hazir almayi sevmem. Paketlenmis cogu besinde, fazladan bir kimyasal madde bulunur mutlaka.. Ama vaktiniz olmayabilir, caniniz istemiyebilir.. O zaman hazir da alabilirsiniz..

Benim de cantamda bugun ceviz, badem, findik ve kuru uzumden olusan hazir alinmis bir paket var ara ogun icin..

Oglum 9 yasinda.. Dogumdan sonra aldigim 17 kiloyu, kendimi beslenme konusunda terbiye ederek verdim.. Bazen kilo aldigim olur.. Ornegin subat ayi benim icin tehlikeli bir aydir.. Karnaval doneminde yapilan, bir cesit kizarmis ve ustune pudra sekeri elenmis hamurdan baska bir sey olmayan "frappe" tatlisina dayanamam cunku.. Ama yerim.. Laf aramizda, parmaklarimi da yalarim gizlice..

Cunku duzenli beslenme aliskanligini yerlestirirseniz yasantiniza, kacamak yapma firsatiniz her zaman vardir..

Siz de basarabilirsiniz.. Kararli olun..

Bu arada da, gobeginizi sigdirmak icin bedeninizden buyuk aldiginiz ceketlerinizi, "sirin veya cool" pantolon askilarinizi, arkasi cekilen eteklerinizi, koca koca hirkalarinizi hediye edecek birilerini dusunun..

9 Subat 2009’Roma

P.S: cok uzun bir yazi olmus.. Kusura bakmayin.. Butun hafta buralarda olmayacagim.. siz bolerek okuyun isterseniz..


*Ozdemir Asaf
**Murathan Mungan

6 Mart 2009 Cuma

ISTANBUL'DAN MEHMET GELDI...

Konusuyorduk bir ogleden sonra Mehmet’le.. epeydir Roma’da.. “Benim omrum hazirlanip bozulan valizlerin sevincleriyle huzunlerinin arasinda gecti” diyorum.. Valizler ortaya cikar cikmaz karisir duygularim benim.. Kavusmaya mi sevinecegim, ayrilmaya mi uzulecegim bilinmez..

Babami anlatiyorum.. Ben, yolculuk vakti yaklasirken, gozumun ucunda yaslar, konusulamaz, soru sorulamaz olurdum.. Hircinlasirdim.. Annemle babam hazirlarlardi valizimi.. “Agir olmasin, hic birsey goturmek istemiyorum” derdim.. Tamam derlerdi uysalca..

Ankara’da valiz acilir.. Valizin koselerine saklanmis Ezine peynirleri, Kibris ay cekirdekleri, peksimetler, keteler, kuru yemisler cikardi ortaya.. Mutlaka bir de mektup olurdu, kendime iyi bakmami ogutleyen.. “Baban” diye ciddi ciddi imzalardi babam.. Annem mektup yazsa da, okuyamazdim hiyeroglif yazisini cogu kez ama cok iyi seyler yazardi, bilirdim..

Mutlaka ama mutlaka, keci boynuzu saklanirdi valizin bir yerlerine.. Gulumserdim o zaman.. Ne vakit alirlardi, neden evde degil de, Ankara’da yemek uzere saklanirdi bilmiyorum.. Ama her valiz acisimda sanki bir kese kagidinda keci boynuzlari cikacakmis gibi bekliyorum hala diyorum Mehmet’e.. Guluyoruz..

Mehmet, bir arkeolog.. Bir arkeologun yazabilecegi en ilginc doktora tezini secmis, bir yayinevinin editoru, bir sair.. Gencecik bir omre, bir kac omre sigmayacak ilgiyi, bilgiyi ve emegi sigdirmis, cok akillli ve cok keyifli bir insan..

Size Istanbul’dan ne getireyim diyor telefonda.. Aaaaaaa… Sen ne zaman gittin diyorum.. Aklina esmis, almis biletini bir sabah..

Sen Istanbul’un keyfini cikart diyorum, ben gelince Ciya’ya gidecegiz birlikte, zahter salatasi yiyecegim, soz verdin.. “O kolay” diyor.. Ciya’nin sahiplerini cok iyi tanirim, daha olmadi alip Roma’ya getiririm salatayi, ama siz gercekten ne istersiniz onu soyleyin” diyor..

Sonra bir daha ariyor.. Hala soylemediniz diyor ne istediginizi.. Ay cekirdegi diyorum.. Ama azicik… Bir de nar eksisi isterim o zaman diyorum.. Iki tane de sokak simiti.. Hepsi bu mu diyor..? Daha ne olsun diyorum.. Haa.. Ucaktaki gazeteleri sakin atma, bana getir.. Ben gazeteye dokunarak okumayi seviyorum..

Sonra ona bir mail gonderip, izlemeyi cok istedigim bir filmin DVD’si ciktiysa onu almasini rica ediyorum..

Dondugunde ariyor.. Bulusuyoruz.. Istanbul ona yaramis.. Keyifli gozukuyor.. Yuzune, renk gelmis Istanbul’da.. Konusuyoruz.. Konusuyoruz.. Konusuyoruz.. Sonra kocaman kirmizi bir canta cikartiyor..

Once bir Mudo cantasi cikiyor icinden.. Benim Turkiye’deyken en sevdigim, en cok alisveris yaptigim magaza.. Guzel, yesilli beyazli bir esarp cikiyor icinden.. Hic yuzunu bile gormedigim bir genc kadin, beni dusunmus, zaman ayirmis, benim icin secmis.. Hemen boynuma doluyorum..

Bunlar ay cekirdeklerinizi dedigi paketin icinden, cevizler, kirmizi kabuklu findiklar, bademler, sam fistiklari ve ay cekirdekleri cikiyor..

Sonra simitler bir baska paketten.. Hemen koskocaman isiriyorum simitten.. Nar eksisi, fistik ezmeleri.. Istedigim DVD… Bayram cocuklari gibi seviniyorum..

Sonra bir baska kucucuk paketi aciyorum.. Avuclarim acik kaliyor.. Pakete bakakaliyorum..

Unutmamissin diyorum.. Nasil geldi aklina Mehmet’cigim..? Nasil hatirladin, uzun surmus bir sohbetin bir satirini..? Bu, bir insanin “duygusal kalitesinin”* gostergesi diyorum..

Gozlerim doluyor..

Keci boynuzlari var paketin icinde..


Ben sansli bir insanim..


Etrafimda duygusal kaliteleri yuksek insanlar buldugum icin, o insanlari tanima firsatim oldugu icin sansli bir insanim..


umarim sizler de..