Mutfak penceresinden disariya bakiyoruz... Bak yapraklar dokulmeye basladilar bile diyorum, belki degisik renklerde toplayip bana getirirsin birkac tane... Burnunu cekiyor.. Hava cok sicak.. Cok nemli.. Cok yapis yapis... Ama ruzgar var.. Gunes gokyuzunde ama, gokyuzu grimsi...
Anne bu mevsimin adi ne diyor.. Bu mevsimin adi Roma diyorum..

27 Kasım 2009 Cuma

BAYRAM MISAFIRI....


Yarin sagnak yagmurlu diyor hava raporu… Giysilerimi seciyorum… Sutlu kahve rengi etek ceket, cikolata rengi kazak, aci kahve rengi cizme canta… Leopar desenli minicik bir fular, magazadan hediye verdikleri… Berrin’in leopar desenli sandaletlerine nispet…

Yarin cok yogun bir gun… 9 ayin persembesi bir arada… Sabah poliklinikteyim, sonra bir toplantiya katilacagim, yeni aldigimiz divani eve getirecekler, Federico’nun arkadaslari bizim evde odev yapacaklar, aksamustu once bir arkadasimin muayenehanesine onun hastalarina konsultasyon icin ugracagim, sonra kendiminkilere bakacagim...

Herhangi bir gun iste...Her gunku seyleri yapacagim...

Sabah saat 11’de ilk grup hastayi gormus olurum, hemsireye “odanin havasini degistirelim biraz” derim... Bu ben kahve icmeye gidiyorum demektir... Herkes gibi makineden icmem kahvemi...Hastanenin kafeteyasina giderim... (burada ismi “bar” dir). İki dakika bile olsa otururum... Mutlaka yanima birileri gelir...Iki cift laf ederim ve donerim yine isimin basina...

Yarin kahve molami kucuk bir kiz cocuguyla birlikte verecegim... Ona isterse, taze meyve suyu ve boga gozu denilen, ici cukulata kremasi dolu kurabiyelerden ikram ederim... Tatli sevmeyen bir cocuktur... IIII-IH der hayir yerine... Buyuk olasilikla zayif omuzlarini silkeleyip III-IIH diyecek yine...

O yanima gelecek...Ustunde robasi firfirli, yunlu kumastan bir elbise, zincir zapli, uzerinde mandalin desenleri olan bir canta, turuncu mandalin desenli coraplar olacak...
“Elbisen ne guzel” diyecegim...”Annem dikti diyecek, patronunu beraber cikarttik Burda dergisinden, coraplarimla cantami amcam Paris’ten yolladi, papatya tokami da obur amcam Japonya’dan getirdi, ama Gulcin’inki daha guzel...

Ne var ne yok sizin evde? diye soracagim...
Avucunu acacak, icindeki isil isil altin lirayi gosterecek... “Bak bunu babannem verdi bu sabah elini opunce, dedem de para verdi diyecek...”

Cantasindan opal, pembe beyaz cizgili bir mendil ve bir tomar bayram karti cikartacak... “Bak ne cok kart geldi, gordun mu” diye gosterecek, gozleri isil isil... “Sen bayram karti yolladin mi diye soracak merakla”... IIII-IH diyecegim... Mail de yollamadim... “Mail’de ne demek?” diyecek, Bosver diyecegim...

Sandalyede ayaklarini sallayarak oturacak... Okulunu, arkadaslarini, babannesinin bayramda niye kurban kesildigini anlattigini, bayramdan once eve gelip tatlilar hazirlayan yardimcilari, kendi eliyle su icirdigi kurbanin etini yemege dayanamadigini, annesiyle babasinin bu konuda hic israr etmediklerini anlatacak...

Omuzundaki minicik delikli, turkuaz boncuga takilacak gozum... Baktigimi gorunce, “bu babaminmis, bak 7 tane deligi var, yani basi temsil ediyor, kotuluklerden koruyormus” diyecek...Keske bu kadar kolay olsa kotuluklerden korunmak diye dusunecegim ama soylemeyecegim...

“Ben gidiyorum artik diyecek, annemle babam merak eder”... Egilip cilli burnunu opecegim... “Sen bize gelecek misin ? diye soracak, evde oklavadan cekme tatlisi var, sen severmissin cok, babam soyledi”...

Tatli sevmem genelde ama oklavadan cekmeyi cok severim gercekten de... Encok da, tepsi kenarlarini, biraz kuru olan kisimlarini severim...Canim cekecek birden bire cocuklugumun bayram tatlisini... Vitrinde gumus tepside duran likor kadehlerini, cikolata kasesini, her zil sesine coskuyla kosan sevincimi ozleyecegim, burnumun diregi sizlayacak...

III-IH, diyecegim kisaca...

Cantasina 5 euro koyacagim, Federico’nun da bayram harcligi o kadar... Bu nasil bir para diye soracak avucundakine bakip...

Bu senin birgun yasayacagin ulkenin, o gunlerdeki parasi diyecegim...
Sag ayagini biraz ice basarak uzaklasacak... Cop gibi bacaklari icimi burkacak biraz... Duzgun bas ayagini diye seslenecegim arkasindan...

Annenle babana da saril benim icin... Cok saril, birakma ikisini de diyecegim...

Bu bayram, kendim kendime ziyarete gidecegim....

23 Kasım 2009 Pazartesi

METHAP'IN KURAL OLMAYAN KURALLARI...



Komsunun kucuk kizi Alev, onu alip bize gotururum umuduyla balkonda donusumu bekliyor… Daha uzaktan golgemi secer secmez, Mettak, Mettak diye beni cagirmaya basliyor… Uzunca bir sure adim Mettak olarak kaliyor o yillarda…
Mekap ayakkabilari cikiyor Turkiye’de… Epeyi bir mucadele veriyorum bu sakaci cocuklarla… Sakadan cok iyi anlayacagim daha o yillarda belli oluyor (!) ve dizlerinde ani olarak ayak izlerim kaliyor bir cogunun…

Cok zaman gecmeden, yeni bir cocuk daha ekleniyor, bizim eve gotulmeyi bekleyen… Cogunlukla dayak yemis, sumukleri akmis olarak paspasin uzerinde aglayarak bekliyor beni…Eve goturuyorum, mendil veriyorum, bizim evde her zaman bulunan kurabiyelerden, keklerden bir tabak hazirliyorum… Mettap diyor o da bana… Surekli vurmaktan, kirmaktan, kafa atmaktan, carpmaktan, patlatmaktan soz ediyor… Isadami olmus annemin dedigine gore… Simdi karsilassak ne o beni tanir, ne ben onu hatirlarim…

Sonralari Gulcin bana durduk yerde Mucos, demeye basliyor. Teyzelerimse Mettos ismini uygun goruyorlar,
Bircok kisi redense bana Meltem diyor… Bolum Baskanim Prof. Sema Yavuzer, benim ismimi herkesten daha guzel soyluyor. Onun insani onlugunun dugmelerini hemen ilikleyip, kendine ceki duzen vermene davet eden ciddi ama yakin tavri ile, kizgin oldugu zamanlarda bile “h” harfini vurgulayarak “Mehtap’cim” demesini cok seviyorum…

Italyan’lar ne adimi soylemeyi, ne de yazmayi ogrenebiliyorlar… “h” harfi olmayan alfabeleri yuzunden adimi “Metap” olarak telaffuz ediyorlar ve her zaman ama her zaman “Methap” olarak yaziyorlar… Ben bile bazen adimi sorduklerinda kendimi “Metap” derken buluyorum ve kendime inanilmaz kiziyorum…
Yakin arkadas sinifindakiler ise Italya'da cok yapildigi gibi, ilk hecesini soyluyorlar adimin... "H" harfi olmadigini icin de bu sadece ve sadece "Me"... Inanilmaz ama bana boyle seslendiklerinde donup bakiyorum...

Iste sevgili Ferat’in kendisinin de tahmin ettigi, siradan bir yazi hatasi beni bu kadar eskilere goturdu, anilarimi canlandirdi ve gulumsetti…

Simdi bakalim neler ozetlemis Ferat…

Methap’ın 12 Altın Kuralı1.

1.Öğrendiğimiz diyet değil sağlıklı yaşam için zevkle yeme kültürü

2. Vücudunuzu sevin•
İnsan kendisi ile barışık olmalı ve sevmeli. Vucunuzu sevin derken sadece fazla kilolarınızı sevin demiyoruz tabiki. Vucudunu seven bir insan kanında fazla şeker ve kolesterol istemez. Vucunu seven insan yüksek tansiyonun yavaş yavaş beyninin bir et parçasına dönüşmesini istemez. Vucudunu seven bir insan iki üç merdiven çıktıktan sonra nefes nefese kalmak istemez. Sonuç itibari ile kendimizi ve vucudumuzu seviyorsak eğer ona iyi davranmalı ve ona en iyi formu vermek için emek harcamalıyız.

Yanlız, bunu söylerken 90-60-90 ölçülerden yada üçgen vucutlu ve 6 katmanlı karın kaslarından bahsetmiyorum. Burada bahsettiğim sağlıklı bir insan vucudu, tastakır kuru bakır bir manken bozuntusu vücudu değil.

3. Mehtab’ın kitabında suçluluk yok.• Bazı şeyleri fazla kaçırdığımızda hiçbir zaman suçluluk duymayacağız. Onun yerine fazladan kaçırdıklarımız için bir 10-15 dakika daha spor yapmalı yada bir öğün yeşil çorba yemeliyiz.

4. Ara öğünleri hiçbir zaman kaçırma.• Ara öğünler bir sonraki öğüne 1 saat kalana kadar yenebilir. Eğer daha az var ise bir sonraki öğün biraz öne çekilmeli ama ara öğün kaçtı diye öc alınmamalı.

5. Geri kalanı sebze ile doldur. • Yediklerimizden doymadığımız hissi duyuyorsak, yeşil yapraklı ve bol sulu sebzeler ile arayı kapatmalıyız

6. Az çeşitten çok yemek yerine çok çeşitten az.• Bir şeyden çok yemek yerine birkaç şeyden az az yiyerek öğünlerimiz zenginleştirilmeliyiz

7. Tartılmak yok.• Kesinlikle hergün tartılmamalı, en sık olarak haftada bir olabilir eğer ilk 6 haftayı tamamladıysanız

8. Canınız istiyorsa vücudunuz istiyorsa kaçmak yok.• Canınızın çektiği bir şeyi besin yapısına baktıktan sonra kesinlikle yemelisiniz. Mesela canınız baklava istedi. Bir kaç hafta bir tepsi baklavayı hayal etmek yerine. Bir ara öğününüzde bir dilim baklavayı yiyerek özleminiz büyümeden dizginleyin. Ama kesinlikle suçluluk duygusu hissetmek yok.

9. Ne kadar emek o kadar zevk ve sağlık• Öğünlerinizi hazırlarken yada seçerken özen gösterin. Mümkünse önerilen seçenekleri anlayıp kendi seçeneğinizi yaratın. Yediğiniz şeyleri zorunlu olduğunuz için değil istediğiniz için yiyebilmelisiniz. Mesela ben 4 kuru kayısı ve 8 bademden oluşan ara öğünüm ile nutella sürülmüş yarim dilim ekmek (50 calori) ve bir küçük elmadan oluşan ara öğünüme hastayım.• Yeşil çorbayı damak tadınıza göre değiştirerek hazırlayın. Kural 8’i hiç unutmayın. Mesela eğer yeşil çorbayı pişirerek yiyorsanız, soğan katmayı deneyin. Hatta çok az salça bile katabilirsiniz. Ayrıca en sevdiğiniz baharatlar ile süsleyin ve onu özenle hazırlanmış güzel bir yemeğe dönüştürün. Özellikle sindirim sisteminden şikayetçi arkadaşlar yeşil çorba konusuna özen gösterip kendlerinii ve sindirim sistemlerini büyük bir dertten kurtarabilirler.

10. Vucudunuzu şaşırtın.• Yediklerimiz hiç bir zaman iki gün üst üste aynı olmamalı. Vucudunuzu hep şaşırtmaya çalışın. Kolay diye hep aynı ara öğünü uygulamayın mesela.

11. Toplam kalori değil çeşitlerin kalorilerisine dikkat etmeliyiz.• Yediklerinizin kalori toplamına bakmak yerine kullandığınız malzemelerin teker teker kalori değerlerini düşük tutun. Mesela dilimi 130 kalori bir ekmek yerine, dilimi 45 calori bir ekmek tercih edin. Aynı mantığı diğer yediklerinize de uygulayın. Ayrica sindirimi emek isteyen yiyecekler şeçin, mesela lifli sebzeler, kereviz, marul, yeşil soğan, bol yapraklı sebzeler, vs.

12. Ne zaman başınız sıkışsa cevabınız yeşildir. • Yani baktınız doymadınız bir şey yemek istiyorsunuz, o zaman cevabınız yeşildir. Mesela yeşil yapraklı sebzeler yada bol su içiren sebzeleri götürün, mesela hıyar, kereviz sapı (Amerikan krevizi), yada marul. Burada özellikle dikat etmeniz gereken nokta kökümsü sebzelerden uzak durmak.Mesela patates, havuç, ve turp gibi sebzeleri salata niytetine tüketmemeye çalışın. Yani yediğiniz sebze toprağın altından geliyorsa, sebze olarak değil karbonhidrat olarak tüketilmeli.

Ferat Sahin

Trabzonspor'lu Ferat..:)

Sevgiyle..
------------------

Sevgili Ferat, size de tesekkurler ve sevgiler…
Olaganustu bir ozet olmus…
Bana soyleyecek hicbir sey kalmamis… Soylediklerimi bu kadar iyi algiladiginiz icin nasil mutlu oldugumu tahmin edemezsiniz…

Pazartesi yazacagim ve metabolizmadan konusacagiz demistim…
Sevgili Yasam kocu Cigdem’le uzerimdeki agirliklari kaldirmaya calisiyoruz ve ben biriktirdiklerimden bir anlamda kurtulmaya calisirken, uzerime yeni yukler bindirmemeye ozen gosteriyorum… Buna yapacagim dediklerimi ertelemek te dahil…

Onun icin, Pazartesi demistim, pazartesi yaziyorum
Ama nasil yaziyorum…?

Eve geldim, internet calismiyor… Olsun, telefonum var… Supriz!
Onun da baglantisi kesik…

Soz verdim yapacagim… Komsunun internet baglantisini wireless olarak bizim evden kullaniyorum ama sinyal cok zayif. Federico’nun odasinin kapisinda, koridorda tek bir kosede aliyor ancak. Orada yere oturmus bir sekilde yaziyorum… Yarin umarim internet sorunum cozulur… Cunku yeterince sirt ustu yuzdunuz… Artik metabolizma hizimizi hesaplayip, kendimizi iyice bir silkelemenin zamani geldi…
Siz yarin sabah tartilin ve kalemi kagidi elinize alip lutfen burada olun…

Hepinize simdiden keyifli bir hafta diliyorum… Butun zamanlarin en guzel sarkilarindan birine Teoman yorumuyla birlikte...
.
.
P.S: Yazinin adina gelince... Ben kural olmayan kurallari "secim" olarak adlandiriyorum... Umarim siz de...

23 Kasim 2009’ Roma