Milano yolculugu oncesi sadece annem degil, Gulcin’de ciddi bir bicimde ataga geciyor ve unutulmayacaklar listesini bile yolluyor... “Merak etme, ben degisiyorum, sakin sakin hazirlanacagim bu sefer “ diyorum...
Oyle de oluyor... Yavas yavas ve sakin sakin gec kaliyorum bu sefer... Hic stress yok... Son gun Federico’nun yil sonu gosterisi, aksam onun sinif yemegi filan var ve birakin valiz hazirlamayi, valizimin nerede oldugunu bile hatirlamiyorum... Evin kontrolu cok uzun zamandir yardimcimiz Doina’nin elinde cunku... Aksam yemekten donunce, valiz aranip bulunuyor, Gulcin’in “sakin unutma ! “ listesi gozden geciriliyor, kendime ait kongre yolculuklarinda hazirlanacaklar listesine bakiliyor ve gecenin korunde, yavas yavas, sakin sakin “ne giyecegim” dusuncelerine gark olunuyor...
.
Kararliyim, degisecegim... 5 gunluk kongreye, iki valizle gitmek yok... En az, en sade bicimde gidilecek ve donulecek... Zaten yaklasik 3 bin kisinin katildigi bir
kongrede, ancak balik adam kiyafeti giyersem garipsenirim o kadar... Akillica davranmaya karar verip, ayakkabi, canta, aksesuar degisikliklerini en aza indirmek icin tek renk bir valiz hazirlamaya karar veriyorum ve gri elbise ceketimi, zumrut yesili elbisemi, lacivert cizgili ceket etegimi dolaba geri asiyorum... Etek giymemeye karar verip, coraplari geri koyuyorum, siyah jorjet bir pantolonu gece icin, baska iki siyah pantolon ceketi gunduz icin, pullarla isli siyah bir bluzu formal olmayan yemekler icin, ipek bir baska siyah bluzu da daha resmi karsilasmalar icin koyuyorum, bir kac pamuklu t-shirt , birkac aksesuar, iki canta, makyaj seti filan, hepsi bir trolleye sigiyor...
Kendimi garip hissediyorum... Ben bu kadarcik seyle piknige bile gidemem cunku... Ama bu yil zaten konusmam yok, 3 tane posterim var ama onlarin da onunde genellikle kimse durmuyor kongrelerde...Butun bunlari annemin ve Gulcin’in sozlerini dinleyerek yavas yavas ve sakin sakin sabaha kadar uyumadan yapiyorum...
Yolculugum cok keyifli geciyor... Antonio’nun ben seni birakayim teklifini geri ceviriyorum, Federico’yu okula birakiyorum, oradan trene gidiyorum... “Freccia Rossa” yani kirmizi ok ismi verilen hizli trenle seyahat ediyorum. 6,5 saatlik yol, 3 saate iniyor... Tren inanilmaz rahat, koltuklar sezlong gibi, gazeteler dagitiliyor, hos geldin kokteyleri ikram ediliyor sabahin korunde... Benim elimde yakin turk tarihi ile ilgili bir kitap var ama kapagini bile acmadan, yari uyur vaziyette camdan disari bakiyorum, kahvemi yudumluyorum...
Milano Google’in soylediginin aksine yagmurlu degil ama her zamanki gibi gri... Bir moda baskenti oldugu, her kosesinden hissediliyor... Magazalar, insanlar, kafeler, sokaklar hep bakimli ve “elegan” insanlarla dolu... Roma’ya kiyasla, genel bir “fit” hava var, az sayida sisman insan goze carpiyor. Ayrica Roma’da hem is yerlerine hem de gunluk hayata hakim olan biraz daginik, biraz umursamaz sayfiye havasindan cok daha ciddi ve derli toplu giyimli herkes... Bir kadinin kendi goruntusune yapabilecegi en ciddi darbelerden birisi olan bluzdan gozuken camasir askisini 5 gunde bir kac turist haris hemen hemen hic kimsede gormuyorum... Oysa bu Roma’da cok siradan bir olay... Milano’yu yine de cok sevemiyorum daha onceki gelislerimde oldugu gibi... Kendinden olmayan herkese tepeden bakan bu hava, beni rahatsiz ediyor... Ustelik hizmet vermeyi sevmeyen, Italyan’lara yakismayan bir asik suratlilikta bu sehir... 
.
Yolculugum cok keyifli geciyor... Antonio’nun ben seni birakayim teklifini geri ceviriyorum, Federico’yu okula birakiyorum, oradan trene gidiyorum... “Freccia Rossa” yani kirmizi ok ismi verilen hizli trenle seyahat ediyorum. 6,5 saatlik yol, 3 saate iniyor... Tren inanilmaz rahat, koltuklar sezlong gibi, gazeteler dagitiliyor, hos geldin kokteyleri ikram ediliyor sabahin korunde... Benim elimde yakin turk tarihi ile ilgili bir kitap var ama kapagini bile acmadan, yari uyur vaziyette camdan disari bakiyorum, kahvemi yudumluyorum....
Kongre cok kalabalik, kongre binasi cok guzel ve cok modern... O salondan oburune kosup, mumkun oldugunca cok sey izlemeye calisiyorum ve firmalarin urunlerini tanittiklari, ivir givir hediyeler verdikleri bankolara hic yanasmiyorum... Ikinci gun bircok workshop var, ben kritik kanamalarla ilgili olana katilmaya karar veriyorum ve ismimi bir gun onceden yazdiriyorum... Sonra iki yildir uzerinde calistigim projede urununu kullandigimiz firmanin bankosuna yanasiyorum...
O gune kadar firmayla hicbir direkt iliski kurmamak benim tercihim ama sadece bir merhaba demek istiyorum ve sanirim orta dogu asilli bir Fransiz olan firmanin genel mudurunu, posterimi gormeye davet ediyorum... Gidiyoruz... Okuyor... “Bir kahve icelim lutfen” diyor... Kahvemizi icerken “benim niye sizden haberim yok ?” diye soruyor... “Bilmem, hic ilgilenmediniz” diyorum... “Yarinki workshop’a davetlim olarak katilin” diyor, “hayir ben kritik kanama konusunu dinlemek istiyorum” diyorum... “Yanlis anladiniz, konusmaci olarak davet ediyorum” diyor...
.
O kadar cok guluyorum ki... “Bu nasil yersiz bir davet” diyorum, “bugunden yarina, siz konuklarinizi coktan davet etmisken, program basilmis, artik hersey belirlenmisken, hic olacak sey mi? Ustelik ben bir gecede boyle bir konusmayi nasil hazirlayayim, saka mi ediyorsunuz, asla kabul etmem” diyorum, kahve icin tesekkur edip yanindan ayriliyorum...

Sonra aksam icin “Yasli Domuz” isimli Michelin listesinde yer almis restorandaki yemek davetini kabul ediyorum, ogleden sonrayi Roma’li iki meslektasimla Milano turu atarak geciriyorum ve yavas yavas, sakin sakin otele donuyorum. 
Otelde beni cok formal bir mektup bekliyor ve workshop’ta konusma davetini israrla yineliyor firmanin genel muduru. Oturuyorum, dusunuyorum ve “aman canim ne olacak, iki yildir calistigim konu, alt tarafi 40-50 kisiye konusacagim, ne var yani” diyorum... Pendriveim ve laptop’um yanimda... Calismanin genel olarak sonuclari, universitede bu konuda verdigim dersle ilgili slaytlar da var, herhalde birsey cikartirim ortaya diye dusunuyorum. 
Yasli Domuz Restoraninda her taraf domuz dolu... Nereye baksaniz domuz var ama yemekler domuzla sinirla degil... Cok keyifli ve lezzetli bir yemek yiyoruz, 3 kadeh Nero d’Avola sarabi iciyorum... Sonra laf arasinda ertesi gunku davetten ve Signor Antoione’in oylesine soyledigi 15.000 euroluk workshop’tan soz ediyorum. 40-50 kisilik bir toplanti icin anormal bir para diyorum...
Masada hafif bir sessizlik oluyor. “O workshop Auditorium’da galiba” diyorlar... Guluyorum, “hadi canim” diyorum... Kontrol ediyoruz, dogru...
Bu su demek, salon 30-40 kisilik olanlardan degil, 1500 kisilik bir salon... Yani ben bir gecede 1500 kisinin karsisinda yapacagim konusmayi hazirlayacagim... Ustelik 3 kadeh kirmizi saraptan sonra... Oyle mi?
.
Pacalarim tutusuyor... Ama gercekten tutusuyor. Otele donuyorum, odama kahve istiyorum, hemen bilgisayarin basina oturuyorum... Kendime inanilmaz derecede kiziyorum, bir yandan da, ne soyleyecegimi bile tam bilmeden beni israrla davet eden Signor Antoine’a daha da cok hayret ediyorum...
Sabah 5’e kadar, konusmami hazirliyorum, guzelim gri ceket elbisemi ya da lacivert takimimi getirmedigim icin kendime daha da cok kiziyorum, yanimdaki tek uygun siyah kiyafeti , icine koca fiyonklu aslinda cok ta sevmedigim ipek bluzu giyiyorum, bir dahaki sefere Gulcin ne derse dinleyecegim diyorum... Yine de alinan karara uyarak nabzim 110 civarinda atsa da, yavas yavas ve sakin sakin kahvaltimi yapiyorum...
.
Konusmanin nasil gectigini anlatmayacagim... Ama sonunda bu firmanin onumuzdeki eylulde baslamayi planladigim bir arastirmaya sponsor olmayi kabul ettigini soyleyeyim...
-
Konusmanin nasil gectigini anlatmayacagim... Ama sonunda bu firmanin onumuzdeki eylulde baslamayi planladigim bir arastirmaya sponsor olmayi kabul ettigini soyleyeyim...
-
Milano’yu gecen seferlere nazaran birazcik daha cok seviyorum ama yine de Roma’ya donunce, “bu ne guzel bir sehir boyle, iyi ki burada yasiyorum” diyorum... Trenden iner inmez 1. ve 2. Can'la ve Linda ile beraber lahmacun yemege gidiyorum...
.
"Kongre nasil gecti ? "diyor Antonio... Gulumsuyorum...
Hayret edilecek derecede yavas ve sakin bir kongreydi diyorum... Basladigi gibi bitti...
-
P.S: Ne uzun ne gereksiz bir yazi olmus... Yeni kararlarimin icine kisa yazilar yazmayi da dahil ediyorum bugun... Hergun bir paragraf okuyun ya da hic okumayin, siz bilirsiniz...
P.S2: Muzigi dinlemek icin galiba play tusuna basmak gerekiyor. "Donne" yani kadinlar icin bu sarki...
18 Haziran 2010’Roma
