Mutfak penceresinden disariya bakiyoruz... Bak yapraklar dokulmeye basladilar bile diyorum, belki degisik renklerde toplayip bana getirirsin birkac tane... Burnunu cekiyor.. Hava cok sicak.. Cok nemli.. Cok yapis yapis... Ama ruzgar var.. Gunes gokyuzunde ama, gokyuzu grimsi...
Anne bu mevsimin adi ne diyor.. Bu mevsimin adi Roma diyorum..

23 Kasım 2008 Pazar

PASTA FAGIOLI

Yemek bloglarina bakiyorum bazen.. Cafe Fernando'yu ve Berrin'in iIahi tatlar'ini yazdiklari tariflerin otesine gecen kalitelerinden oturu surekli okuyorum.. Cafe Fernando'nun fotograflarini donup dolasip tekrar seyrediyorum buyuk bir begeniyle..

Cok guzel yemek bloglari var.. Cok guzel yapilabilir tarifler verenler, yaptiklari her yemegi inanilmaz bir kalori bombasina cevirenler, Urfa Mutfagi gibi aklima dusup, neredeyse beni yollara dusurecek olanlar da var..

Cok acemiler icin tarif verenler de vardir belki.. Gormemis olabilirim.. Ben kotu yemek pisirmem.. Belirli bir saglik cizgisini izledigim, duzgun beslenmeye ozen gosterdigim de soylenebilir.. Son yillarda yasadigimiz yogunluk, beni: pratik, kisa surede hazirlanan, dengeli beslenmeyi goz ardi etmeyen yemekler ogrenmeye yoneltti..

Arada bir yazacagim bunlari.. Cok acemilere.. En acemilere.. hani omlet yapmak icin, yumurtayi kirin ve kabugunu cope atin demeniz gerekenlere..

ilk tarif sevgili balerin arkadasim Maria Grazia'dan ogrendigim, Federico'nun ve annemin cok sevdikleri, Ilkay ve Senol'un yorgunluk uzerine yedikleri icin, anlata anlata bitiremedikleri, Roma usulu "pasta fagioli".. Yani fasulyeli makarna.. Burada cok sevilen, ozellikle kisin cok tuketilen bir giris yemegidir.. Herkes icine patates koymaz.. Ben cok sebze sevmeyen Federico icin fikir danistigim cocuk doktoru arkadasimin tavsiyesi ile, patates ekliyorum yemeklere..
Iste malzemeler..


-Haslanmis barbun fasulye

-1 orta boy sogan

-1 kucuk havuc

-1 patates

-kucuk boy makarna

-domates konsantresi veya suyu

-biberiye, tuz, biber

Sogani zeytinyaginda kizartmadan pisirin. fasulyelerin 1/3'unu , 3-4 igne biberiyeyi, bir kucuk havucu ekleyip az suda iyice pisirin (fasulyeler tabii ki onceden hafif haslanmis olacak).

Havuclar pisince hepsini blendirda sulu bir krema haline getirin. Gerekirse sicak su ekleyip, patatesleri kup kup keserek, domates konsantresini, tuz-biberini ekleyin.

Patatesler pismeye yakin, makarnasini ve kalan fasulyeleri ekleyin (kisi basina 1 yemek kasigi makarna yeterli olur). Makarna kutularinin ustunde yazan sureye saygi gostermeye calisin. Yani cok haslamayin "al dente" birakin.

Arzuya gore uzerine cok azicik zeytinyagi gezdirerek servis yapabilirsiniz. Ozelligi kivamli olmasidir. Ama sakin cok fazla makarna koyup, kuru bir yemek haline getirmeyin.

Cocuklar icin, proteini, karbonhidrati ve vitamini icinde olan tek tabaklik kurtarici bir yemektir.

Pilavla beraber servis yapilan etli kuru fasulyenin, yaninda acili bir tursunun, yumrukla kirilmis soganin yerini tutmaz ama, gene de duygusu sicak bir yemektir (benim yemekleri siniflamam, gercek isilarina gore degildir)

Afiyet olsun..


16 Kasım 2008 Pazar

KIRMIZI MANTO

Federico’nun sesi cok keyifli geliyor telefonda.. Buldugu bocegi, benim icin cektigi fotografi, simdi tam da simdi oynadigi oyunu pespese heyecanla anlatiyor. Keyfim yerine geliyor..


Hava cok garip. Yagmur yagiyor, gunes cikiyor, kavurucu, yakici bir ruzgar esiyor. Gri bulutlar gokyuzunde, yesil sari kahverengi yapraklar da toz bulutlariyla birlikte yeryuzunde sersemlemis bir sekilde dolaniyorlar..

Yapacak coksey var evde ama canim hic donmek istemiyor. Sanki bu ansizin elde edilmis ozgur ogleden sonraya haksizlik olacak gibi geliyor. Boyle zamanlarda encabuk akla gelen seyi seciyorum ve sehir merkezine gidiyorum. Hem bir kahve icerim aylakligin tadina vara vara, hem de biraz vitrin bakarim yagmur yagmazsa diye dusunuyorum..

Ispanyol merdivenlerinin hemen arkasinda, manzarasi caddelerdeki seftali renkli evlerin catilari olan, hic de unlu olmayan kahvede yavas yavas kahvemi iciyorum ve kendimi elbiseler, kemerler, cantalar, ayakkabilar, kolyeler, atkilar, eldivenler arasina birakiyorum..

Temmuzun 15’inde kislik giysileri vitrinlere koymustu bircok magaza.. Artik hemen hepsi yeni sezonun mallariyla dolmus, bir kosede, hala begenilmeyi bekleyen yazlik elbise kurulari, huzunlu bir umutla bakiyorlar iceri gelen musterilere..

Bu sene hicbirsey moda degil galiba.. Ya da hersey moda.. Yunler, danteller, kadifeler, taftalar, satenler.., Dar, klos, pileli, uzun, kisa etekler.. Sivri burunlu, duz burunlu, kut burunlu, koni topuklu, sivri topuklu, topuksuz ayakkabilar.. Leopar deseni kaplamis heryeri. Dunyaca bilinen markanin vitrininde leopar desenli erkek camasirlarina bakiyorum, gulumsuyorum.. Berrin puanlilardan sonra, leopar desenli giymeyin artik diye yazacak birkac ay sonra diyorum.

Cok sevdigim unlu bir italyan markasinin magazasina giriyorum... Bu magazanin icini, parfum kokusunu ve sattigi herseyi seviyorum. Parmaklarimi kaliteli kumaslara dokunduruyorum piyano calarmiscasina ve kirmizi bir mantonun ustunde kaliyor ellerim.. Mantonun rengi parmaklarima geciyor, oradan yuregime, beynimde bir kosede kivrilmis anilara dogru yuruyor. "Denemek istermisiniz ?" diyor satici..

Pinokyo pantolonum, topuklu sandaletlerim, yazlik cantam, ustume giydigim kirmizi cashmer manto ile hic de rafine durmuyorum aynada, ama anilarimdan cikip gelen ve boynuma sariliveren iki incecik kol yuzumu mutlulukla gulumsetiyor ....................... .............................

.............. Kirmizi Bir manto cikiyor, Ankara’nin cok ama cok soguk bir kis mevsiminin tam ortasinda, eve gelen paketten.. Yumusacik ve sicacik zarafetiyle, siyah, kahverengi, lacivertlere bogulmus gardrobuma bir ates topu gibi dusuyor yeni mantom. Cok seviyorum, cok seviniyorum ve cok giyiyorum. Gulcin almis bana, benim encok sevdigim magazadan. O calisiyor ben daha ogrenciyim ........ ...........................................................


..............Hava cok soguk. Kar yagiyor. Doktor hanim erteliyelim koy ziyaretini diyor hemsire. Olmaz diyorum, muhtar bekliyor. Nasil yurudugune hayret ettigim saglik ocagi arabasina binip yola cikiyoruz. Soguk arabanin icinde bile yuzumuzu kesiyor. Kirmizi mantomun yakalarini kaldiriyorum.

Bebekler kayit edilecek, asilanacak. Ebe aylardir hic rapor vermiyor. Cocuk olum orani, utanilacak duzeyde.. 71 koy var gidilecek.. Kar da yagsa, camur da gidecegiz ulasabildiklerimize..

Koyde isimiz bittiginde ayak parmaklarimi hissetmiyorum artik soguktan.. Bir cay ikram edelim diyor muhtar, evine gidiyoruz. Evin pencereleri cam yerine kalin naylonlarla ortulu. Fakirlik heryere sinmis ama cirpiniyorlar bizi agirlamak icin.

Esikte kocaman gozlu iki cocuk dikkatle bana bakiyorlar, torunlarim diyor muhtar. Yaslarini soruyorum, adlarini soruyorum cevap vermeden gulumsuyorlar.

Koyde gunlerdir su yokmus, bu bardaklar nasil yikanmistir acaba diye dusunerek iciyorum cayimi. Lavas ekmegi koyuyorlar, biraz da peynir yer sofrasina... Kusura kalmayin diyor muhtar, yok pekbirsey hazirda.. "Daha ne olsun diyorum.. Daha ne olsun, ben bu ekmegi cok severim" diyorum, "bulsam hergun yerim"..

Bozkir pazarina gelen koyluler, firindan ekmek alip, hemen oracikta lavas ekmeginin arasina katik gibi koyup yiyorlar.. Ekmegi ekmege katik ediyorlar.. O siralarda Turkiye, rokfor peynirini tartisiyor gazetelerde.. Ankara'da bir buyuk otelde, yeni yilda corbanin uzerine altin tozu dokulecegi yaziyor.. Cocuk olumleri utanilacak duzeyde o siralar..

"Yolumuz hem cok uzak, hem de cok bozuk" deyip vedalasiyoruz herkesle. Yaklasik bir 15 dakika sonra, sanki biri kosuyormus gibi geliyor bana.. Gozleri ileri derecede bozuk olan sofor, yolu zor goruyor, yok kimse doktor hanim diyor, kim kosar bu havada? Gordum diyorum, dur biraz..
Nefese nefese muhtarin kucuk torunu cikiyor onumuze.. Elinde kucuk bir cikin.. "Doktor bey" diyor bana, "nenem lavas ekmegi verecekti unuttu"..

Yanaklari soguktan morarmis yuzunde, gorevini yapmanin gururu var. Parmaklarini tutuyorum, buz gibiler.. Nasil kostun bu kadar yolu diyorum bu karda..? Yok ben kestirmeden geldim diyor.. Gozlerine bakiyorum.. Boz bir yesil, icinde sari kucuk kucuk benekler var.. Incecik, guzel bu kavruk yuz, asla silinmeyecek bir fotograf olarak kalacak yasamimda biliyorum o an..

Boynumdaki atkiyi boynuna doluyorum. Gel seni bir opeyim diyorum.. Iste o an kocaman oluyor gulumsemesi.. Kollarini boynuma simsiki doluyor, yanagini uzatiyor mutlulukla.. Eliyle mantomu oksayip, amma da yumusakmis diyor ayrilmadan once ..........
.............................................................................................
Cok yakisti diyor satis gorevlisi, almayi dusunurmuydunuz...? Hayir diyorum.. Bu manto yeterince yumusak degil.. Ben su leopar desenli olani bir deneyeyim..
...
...
...
...
p.s: Sevgili http://www.urfamutfagi.blogspot.com/ son yazisi ile bana tum bunlari tekrar hatirlatti..


Bu yazim, daha once http://www.tofugrup.blogspot.com/ 'da da yayinlanmisti. Editorler Nilambara ve Brajeshwari'ye tekrar tesekkurler..